5 Ekim 2009 Pazartesi

ÇOCUK GÖZÜYLE BAKABİLMEK

Babası İspanya ın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapisanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapisaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası . için çizdiği resmi yanında yanında götürdü ancak hapisane kurallarına göre özgürlügü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.Bu sebeple kagıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu,o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?Küçük kız babasına eğilerek,sessizce:" Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

28 Eylül 2009 Pazartesi

SİZ HANGİSİSİNİZ?

Bir baba ile kızı dertleşiyorlarmış. Kızı hayatında çok sıkıntı yaşadığından ve bunlarla nasıl baş edeceğini bilemediğini söylemiş babasına.Hatta sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve "gel,sana bir şey göstereceğim!" diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşçı imiş. Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymuş, 3'ünede eşit su koymuş ve 3'ununde altını ayni miktarda yakmış. Ve 1. kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Masaya 2 tane tabak ve bir tane bos bardak koymuş ve, ilk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Daha sonra artık epey pişmiş olan yumurtayı alıp bir tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice ısınmış ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşaltmış. Kızına su soruyu sormuş: "Kızım ne görüyorsun? " Kızı demiş ki: "havuç, yumurta ve kahve." Kızını elinden tutup masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kızı demiş ki: "Ne görüyorum.. haşlanmış yumuşak bir havuç (Bunu yaparken çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş), artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta( yumurtayı eline almış, hatta bir tarafından masaya vurup, çatlatmış ve içini görmüş) ve bir bardak kahve. (Biraz içmiş) "Hatta tadı oldukça iyi"" "Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?" diye sormuş. "Bak demiş, hepsi ayni sekil kapta , ayni sıcaklıkta , ayni dakika pisti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. havuç ilk basta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar,gevşediler, ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu essiz tad'da bir kahveye cevirdiler." "Kızım sen hangisisin? diye sormuş adam. Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Sen havuç musun, yumurta misin, yoksa kahve misin? Siz hangisisiniz arkadaşlar? havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca , yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz? Yumurta gibi, içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişi misiniz? Sorunlar karşısında (olum, ayrılık, krizler,vs. vs, ) , güçleniyor VE sertleşiyor musunuz? Yoksa bir kahve .çekirdeği gibisisiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun sıcaklığı en üst dereceye çıktığında,en lezzetli kahve ortamı hazır olur. Lezzet maksimuma ulaşır. Eğer sen bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tadlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın. Siz hangisisiniz?

25 Eylül 2009 Cuma

İslâmda Aile

Müslümanlar arasında bir din kardeşliği vardır. Bu, din bakımından genel bir yakınlık ve akrabalıktır, en kuvvetli bir bağdır. Bu yönden müslümanlar, herhangi ırka, herhangi yurda bağlı olurlarsa olsunlar, birbirine bağlıdırlar, birbirini sever, birbiri hakkında hayır isterler. Bir âyet-i kerimede buyurulmuştur.

"Müminler şübhe yok ki, kardeştirer."

Bundan başka müslümanlar arasında birbirinden farklı derecelerde bir soy, bir neseb, bir hısımlık ve akrabalık vardır. Bu bakımdan da aralarında birtakım görevler haklar ve hükümler bulunur. Bunların gözetilmesi dinimizce gereklidir.

Müslümanların çoğalmaları ve kuvvetlenmeleri, yurdlarını ve varlıklarını savunabilmeleri aralarında aile ocağının gelişmesine bağlıdır. Bu yönü ile aile kurmak ve bu ailenin devamına çalışmak İslâmda önemli bir görevdir. Şöyle ki: Aile yuvası kurmaya gücü yeten ve kendisinde kuvvetli bir meyil bulunan müslüman için evlenip aile sahibi olmak vacib veya farzdır. Nefsi taşkın olmayan bir müslüman için de bir müekked sünnettir.

Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

"Evleniniz, çoğalınız; çünkü ben, kıyamet günü ümmetlere karşı sizinle öğünürüm."

Fakat kadına zulüm ve eziyet edileceği bilinerek zevce haklarını çiğneyecek olan kimsenin evlenmesi haramdır. Çünkü bu durumda aile hayatından beklenen yararlar elde edilemez.

Talâk (boşama) işine gelince: Bu bir yönden meşru ise de, diğer bir yönden yasaktır ve sakıncalıdır. Şöyle ki: Aile hayatından beklenen şeyler elde edilmeyince veya iffet ve geçim bakımından bir fenalık yüz gösterirse, boşama meşrudur, müstahsendir. Fakat böyle bir gerek ve zaruret bulunmadıkça boşama kötüdür, müstahsen değildir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

"Allah katında helal olan şeylerin en sevimsizi boşanmaktır."

Onun için aile hayatını yaşatmaya çalışmalı, gereksiz olarak ayrılma ve boşama olaylarına meydan vermemelidir. Bunun sorumluluğundan çekinmelidir.

Her müslüman için aile hayatı ile ilgili din meselelerini yeteri kadar bilip onları uygulamak da bir görevdir. Kimlerin birbiri ile evlenemeyeceğini, kimlerin evlenebileceğini ve kimler arasında mahremiyet bulunduğunu bilmek gerekir.

Nikâh denilen evlenme akdi (sözleşmesi) karı-koca olacak müslümanlar veya bunların velileri veya vekilleri arasında iki mümin erkeğin veya bir erkekle iki mümin kadının şahidlikleri ile gerçekleşir. Çiftlerden biri tarafından teklif ve diğeri tarafından kabul olur. Şöyle ki: "Ben seni zevce edindim" diye yapılan teklife, karşı taraf da "Kabul ettim" der. Çiftlerin veli veya vekilleri de şöyle der: "Ben falanın kızı falanı, velisi veya vekili olduğum falan için zevce kabul ettim," diye yapılan teklife karşı: "Ben de falan kimseyi, velisi veya vekili bulunduğum falancaya veli veya vekil olarak evlendirdim." der. Buna da şahitler şehadet ederler. Böylece icab ve kabul tamamlanıp akid yapılmış olur. Ayrıca kadına "Mehir" adı ile emsaline kıyasla bir mal verilmesi veya anılması gerekir. Bu "mehir" her iki tarafın rızası ile daha önce de tayin edilebilir. Kadın bu mehrini sonra kocasına bağışlayabilir.

23 Eylül 2009 Çarşamba

VEE ÖZELLLL

doğumgünün kutlu olsun daha nice beraber senelere uzaklardada olsak

CANIM OĞLUM SEN BENİM HERŞEYİMSİN







10 Eylül 2009 Perşembe

CANIM BABACIM DOĞUMGÜNÜN KUTLU OLSUN

canım babam iyiki varsın allah seni başımızdan eksik etmesin daha nice sağlıkı,huzurlu,mutlu yıllara seni çok seviyoruz
kızın ve torunun

9 Eylül 2009 Çarşamba

hayat bizim için yeni başlıyorrr

evetttt canım oğlum annen sonunda toparlandı uzunca bir depresyon döneminden sonra kendi kendimi tedavi ettiğimi düşünüyorum vee hayatımı yeniden ve en güzel şekilde yönlendirmeye karar verdim niye gereksiz insanlara gebe olarak yaşayalımki insanlar yalandan okadar çok şey yapıyolarki allaha şükür oğlum ve babam yanımda lduğu sürece ne kimseye nede birşeye ihtiyacım var kendimdeki hayata bağlılık gücünü yeni gördün yıllarca hep biine muhtaç olma isteğiyle muhtaçmışım gibi yaşadım ve maddi ve manevi sadece sömürüldüm ama yok artık hani maymun gözünü açtı diye bir laf vardır ya işte aynen öyle oldum dimdik sımsıkı ayaktayım ve ayakta da duracağım allahın izniyle veeee gün gelirde insanlar pişmanlık yaşayacak olursa yoook o eski insan yok artık
şunu öğrendim kmseye hakettiğinden fazla değer vermeyeceksin işte o zaman ya o kişiyi kaybediyosun yada kendini hayat hiçbirşeyi fazla düşünmeye ruhu ve bedeni yıpratmaya değmiyor
allah hayatta hepmzin yardımcısı olsun
SECRET adında bi kitap okudum tavsiye ederim

31 Ağustos 2009 Pazartesi

28 Ağustos 2009 Cuma

26 Ağustos 2009 Çarşamba

20 Ağustos 2009 Perşembe

fıkra

> Sicilya'nın bir kasabası varmış ki kadınları hiç rahat durmaz, ikide bir kocalarını aldatırlarmış. Kasabanın yaşlı papazı kocasını boynuzladıktan sonra doğru günah çıkartmaya
> > gelen bu kadınlardan bıkmış... ' papaz efendi, şeytana uyup kocamı aldattım. ' diyerek karşısına geçip günah çıkartmak istediklerinde papaz sinirlenir ' ayıptır günahtır. boyna kocamı aldattım diye geliyorsunuz, bari ayağım taşa takıldı deyin ben anlarım...' demiş...
> kadınların da işine geldiği için artık kimse kocamı geyikledim demez papaz efendi ayağım taşa takıldı diyerek konuyu açarlarmış...
> > derken yaşlı papaz ölmüş, yerine bir başka papaz gelmiş ve bakmış ki kasabanın kadınları aşırı derecede namuslu. Taşa takılıp düştüklerinde oraları buraları açılıyor diye günah çıkartmak istiyorlar...
> > doğru belediye başkanına gidip durumu anlatmış ve derhal kaldırımların düzgün olarak onarılmasını istemiş ama duruma vakıf olan başkan katılırcasına gülmeye başlayınca> papaz şaşırmış ve ' sayın başkan gülüyorsunuz ama en çok da sizin eşiniz taşa takılıyor... lütfen yaniiii... '....

17 Ağustos 2009 Pazartesi

İşini Bilen Anne Babalar Minik Dahiler Yetiştiriyor

Çocuğunuzun zekasını geliştirmek sizin elinizde. Bebeğinizin beyninin anne rahmine düştüğü ilk günden itibaren gelişmeye başladığı gerçeğinden yola çıkarak, onun zekasına katkıda bulunacak önlemleri alabilirsiniz. Doğduktan sonra onunla kuracağınız doğru iletişim tüm hayatı boyunca çocuğunuzun algılamasını etkileyecek. Bu işi yalnızca kulaktan dolma bilgilere bırakmayın. İşin uzmanı doktorlar artık çocukların zeka seviyelerini en üst noktaya çıkarabilmenin yollarını ailelere öğretiyorlar. Çocuk beyninin gizli dünyası konusunda özel dersler veriyorlar. Hangi ayda çocuğunuz hangi gelişmeleri göstermeli? Onunla nasıl konuşmalısınız, nasıl oynamalısınız ki, çocuğunuzun algıları açılsın? Beslenmesi zekasını etkiler mi?... Hangi masalları seçmeniz gerektiğinden, nasıl bir ceza uygulamanızın doğru olacağına kadar pek çok konuyu bu yazı dizisinde okuyabilirsiniz. Bütün bu bilgileri işin uzmanı doktorlar sizler için gösterdi... Anne baba olarak çocuğunuz için her şeyin en iyisini istemek en doğal hakkınız. Onun hayatı güzel yaşaması için çocuğunuzun ileride kendine yetebilen, başarılı, özgüvenli ve zeki bir yetişkin olmasını sağlamak ise, sizin elinizde. Çocuklarla kurulan doğru iletişimin zeka gelişimindeki önemine dikkat çeken Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan, onlarla nasıl diyalog kurmanız gerektiğini anlattı... * Çocukların zekaları yetiştirmeye bağlı olarak geliştirilebilir mi? Zeka faktörü en çok genetik faktörden etkilenir. Ancak, çevresel yani yetiştirmeye bağlı faktörler de zekanın geride kalmasında ya da ortaya çıkmasında etkili oluyor. Örneğin; çok zeki olan bir çocuk yetiştirilmeye bağlı olarak gerekli uyaranları almazsa, zeka olarak geride kalabilir. SEVGİNİZİ GÖSTERİN * Çocuklar hayata nasıl hazırlanmalı? Ona sevginizi gösterin, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayın, çocuğunuzla konuşun, çocuğunuza düzenli olarak bir şeyler okuyun, çocuğunuzun yeterince çevresel uyaran almasını sağlayın, onun yeni girişimlerini destekleyin, bu arada kendinizi ihmal etmeyin ve çocuğunuzun sağlık bakımını iyi yaptırın. * Çocuğa ailenin gösterdiği sevgi zeka gelişimini etkiliyor mu? Çocuklar yaşamak, gelişmek için sevgiye ihtiyaç duyarlar. Ebeveynin duygusal ilgisi ve desteği, çocuğa dünyayı keşfetmesi için güvenli bir temel sağlar. Araştırmalar, özellikle çocuğun hayatının ilk yılında olmak üzere erken dönemde anne - baba veya bakım verenin çocuğa gösterdiği sevgi ile iyi bir duygusal ilişki kurmasının, çocuğun ileriki yıllardaki fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişiminde çok büyük etkisi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sevgi ve duygusal yakınlığın çocuk beyninin gelişmesinde de etkili olduğu, yine araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır. * Sevgi ve ilgi nasıl gösterilmelidir? Kucaklama, gülümseme, cesaretlendirme, çocuğu dinleme ve vakit bulunduğunda çocukla birlikte oyun oynama, sevgi gösterme yolları arasında sayılabilir. Çocuk ihtiyaç duyduğunda onun yanında olmak, onu rahatlatmak, çocukta güven duygusunun oluşmasına ve ebeveynle güçlü bir bağ oluşturmasına yardımcı olur. Çocuğun heyecan duyduğu, zevk aldığı şeyleri paylaşmak da aynı şekilde önemlidir. * Çocukla nasıl diyalog kurulmalı? Araştırmalar çocukluğun erken dönemlerinde ebeveynlerin çocuklarla sık olarak konuşmasının zihinsel gelişimi olumlu yönde etkilediğini ve bu çocukların diğer çocuklara göre daha zengin bir sözcük dağarcığına sahip olduğunu göstermektedir. Küçük çocukla konuşmada konu seçiminde zorlanılıyorsa, yapılan aktivitelerin söze dökülerek anlatılması önerilir. Örneğin; "Şimdi senin mamanı hazırlıyorum, karnın acıkmış olmalı, şu anda sana banyo hazırlıyorum, suyu ısıtacağım, köpük koyacağım" gibi. * Çocuklara masal okumak önemli mi? Konuşmadan sonra, çocuğun hayal yeteneğini, sözcük dağarcığını ve konuşmasını geliştirmek için en önemli şey; çocuğa yüksek sesle kitap okumaktır. Çocuklara her gün düzenli olarak yüksek sesle kitap okumak, gelişmiş ülkelerde sıklıkla tavsiye edilip, uygulanmaktadır. Okunan şeyin ille de çocuk kitabı olması gerekmez. Bir dergiyi, gazeteyi de yüksek sesle okuyup çocuğunuzun faydalanmasını sağlayabilirsiniz. * Çevre şartları çocuğun gelişimini ne kadar etkiler? Bu konuda nelere dikkat edilmeli? Çocuğun insanları, çevreyi, yaşamı öğrenebilmesi için onları görmesi, içinde bulunması gereklidir. Her yeni etkileşim ona dünya hakkında ve onun içinde kendi yeri ile ilgili bir bilgi verir. Araştırmalar, yeni deneyimler yaşamasına olanak sağlayan zengin çevre şartlarında büyüyen çocukların daha büyük ve daha aktif beyne sahip olduklarını göstermektedir. Oynadığı oyuncak ve objelerin çeşitli olmasını sağlamak önemlidir. Oyuncakların kare, dikdörtgen gibi çeşitli şekillerde, çeşitli renklerde, değişik sesler çıkaran ve çeşitli dokularda olması sağlanabilir. Birlikte markete, alışverişe gitmek, yürüyüşe çıkmak, etkileşimli oyunları birlikte oynamak gibi basit günlük aktiviteler bile çocuğun uyaran alması ve beyninin gelişmesi için faydalı olur. Yeni insanlarla tanışmak ve sosyal ortamlara sık çıkmak da, çocuğun sosyal uyaranları almasına ve sosyal yetilerinin gelişmesine yardımcı olur. * Çocuklara yabancı diller dinletmek ilerde yabancı dil öğrenmesini kolaylaştırır mı? Ana dilini öğrenirken başka dillerde bir şeyler dinletmek, ana dilini öğrenmesinde zorluk çıkartır. Bu durumda çocuk ana dilini istediği gibi kullanamaz. Ancak, ileride o dillere yatkınlık kazandığı için yabancı dil öğrenmesi kolaylaşır. BIRAKIN KENDİ BAŞARSIN * Çocuklar problem çözmeyi nasıl öğrenir? Beynin çocuklukta gelişmeye başlayan ve bütün yaşam boyu gelişen önemli özelliklerinden biri; problem çözme yetisidir. Yeni bir aktivite çocuğa kolay gelmezse, çocuk bu aktiviteyi başarmak için yeni yollar ve yöntemler bulmaya çalışır. Burada çocuğa yeni uğraşlar sağlamak ve ilk başta yapamadığında hemen yardımcı olmamak önemlidir. Örneğin; çocuk bir kutuyu açmaya çalışırken hemen elinden alıp açıp vermektense, onun açma yollarını bulmasını beklemek, yapamıyorsa öneride bulunmak ve başarma yollarını bulmasını desteklemek gerekir. * Çocukla çok vakit geçirmek yararlı mı? Yoksa başka kriterler mi önemli? Mutsuz, depresif anne-babalar veya bakım verenler çocukların ihtiyaçlarına yerinde, zamanında ve duyarlı bir şekilde cevap veremezler. Araştırmalar özellikle annenin depresif olmasının çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. Kendi yaşamını iyi kurmuş, verimli, kendine güveni ve saygısı olan ebeveynler, bunu çocuğa da yansıttıkları için çocuk gelişimine olumlu yansımaları olur. Depresyon konusunda bilinçlenmek ve bir uzman yardımı almak çok önemlidir. Depresif olan ebeveynin sorumlulukları diğer kişilerle paylaşması iyi olur. Eğer çocuğa bakan boşanma, ölüm gibi nedenlerle tek kişi ise, etrafta yardımcı figürlerin, desteklerin olması çok önemlidir. Anne ve babaların kendilerine zaman ayırmaları, kendi mutluluk ve sağlıklarını sağlamış olmaları, dolaylı yollardan çocuğun iyi gelişmesine katkıda bulunur.

16 Ağustos 2009 Pazar

1 HAFTALIK KAÇAMAK MERSİNNN





CANIM YA BİLSEN BEN SENİ NEKADAR ARADIM

edacım canım arkadaşım bilsen ben seni nekadar aradım iyiki beni buldun yoruma mail adresini yazabilirsin benden başkası göremez merak etme ben yayınlamadıkca :)
en kısa zamanda bekliyorum bana ulaşmanı beni bulmanada çok sevindimmm

8 Ağustos 2009 Cumartesi

3 Ağustos 2009 Pazartesi

YENİ KARALAR YENİ HAYATTT

tatile çıkacağım oğlum ve arkadaşlarımla ve döndükten sonra hemen iş bulmalıyım iş hayatına dönmekte zorlanabilirim ama herşey benim için daha güzel olacak eminim tek başımada sımsıkı ayakta durabileceğime inanıyorum kendimde o gücü bulabiliyorum ve zorlukların üstesinden gelebileceğime inanıyorum yeterki oğlum beni sevsin bana inansın benim onu asla yüz üstü bırakmayacağımı bilsin herşeyi onun için yapacağım onu onuruyla ve gururuyla yetiştireceğim CANIM KEREM YİĞİTİM SENİ ÇOK SEVİYORUM senin varlığınıda çok seviyorum

24 Temmuz 2009 Cuma

GECELER NE KADAR UZUNMUŞŞŞ

İÇİM ÖYLE DARALIYORKİ BUGÜN ANLATAMAM YAVAŞ YAVAŞ KOYMAYA BAŞLIYO BAZI ŞEYLER KİMSEYİ İSTEMİYORUM YANIMDA KİMSENİN SESİNİ DUYNAK İSTEMİYORUM SADECE HUZUR İSTİYORUM ANLATAMAM SİLİP ATMAK KOLAY DEĞİL BAZI ALIŞKANLIKLARI MAHVOLAN SENELERİMİ GERİYE TOPARLAMAK HİÇ KOLAY DEĞİL ..... BENİ ÖLDÜRMEYEN ACILAR HEP GÜÇLENDİRDİ SANIRIM BU ACI ÖLDÜRECEK.... BAZILARIDA İNSANLARIN MUTSUZLUĞUYLA MUTLU OLUYOR OĞLUMUN GÖZ YAŞLARININ BİLE ANLAMI YOKMUŞKİ BEN DE KENDİM İÇİN ANLAM BEKLEDİM KALPSİZ OLMAK NEKADAR KOLAYMIŞ BİR BRN BECEREMEDİM BİR BEN ÖĞRENEMEDİM .ZAMAN HERŞEYİN İLACI DERLER BANA NİYE İLAÇ OLMUYOR GEÇDİKCE NİYE CANIM YANIYOR BOŞA GÖZ YAŞLARIM NİYE AKIYOR......BU BİRİNE STEMİM DEĞİL GU KALBİMİN SÖZLERİ SADECE ACIĞINDA KONUŞAN KALBİMİN HAYAT SİTEMİM SANA BENDEN NE İSTİYORSUNNNN

21 Temmuz 2009 Salı

DÜNYAYA DÖNÜYORUM SANIRIM

bir aydır dün çok huzurlu uyudum hatta uyumadan önce tv bile izledim ve ilk defa 1 paket sigarayı bitiremedim sanırım artık kendime geliyorum boşuna kendimi kasmışım boşubşuna yıpratmışım hayatta hiçbirşey hiçkimse hiçbirşeye değmiyor benim sağlığıyla büyütmem gereken bir oğlum var gerisi boş bomboşşşş ve bugunde internetim bağlandı yani kendi adıma aldığım; artık herşey kendi adıma olacak çok relaxım anlatamam ALLAH kimsenin huzurunu bozmasın oğluşumda kabulleniyor bazışeyleri

20 Temmuz 2009 Pazartesi

15 Temmuz 2009 Çarşamba

14 Temmuz 2009 Salı

Facebook | Özlem Bayram

Facebook Özlem Bayram: "SEVGIYI GOSTERECEKSIN, SOYLEMEK YETMEZ. SEVGI GOZLERINDE OLACAK, SOZLERIN YETMEZ. SEVGI HERSEYDIR, KALBE HAPSEDILMEZ. SEVECEKSIN BENIM GIBI AMA YUREGIN YETMEZ.."

KARA BÖCÜK TALİHSİZ OĞLUM'A




KARA BÖCÜĞÜM DÜN DÖNDÜ annesiz koskoca 1 hafta tatil yaptı bebeğim keşke yanında olsaydım hasta olmazdı düşmezdi ama elden ne gelir artık hayatı 2 ara bir derede geçecek ne anneden vazgeçebilir ne de babadan talihsiz yavrum benim bu yaşadıklarının hiç birini haketmiyor biliyorum oğlum ilk değil sonda olmayacak ama onun ne suçu vardı ne o istedi dünyaya gelmeyi nede o seçti ailesini kader ona bir ceza verdi oda ayrı anne ve babanın çocuğu olmak annesiinin kötü kaderi umarım onun peşindende gitmez bu hayatında yaşadığı ilk ve son acı olur daha okadar küçükki herşey ona eylence geliyor oyun sanıyor herşeyi aneve babasının hatasını oğlum çekecek ömürboyu yıkık bir ailenin çocuğu olarak kalacak attığı her adımda dışlanacak belki belkide tam tersi çok iyi,başarılı,vicdanlı bir insan olacak kim bilir
hayatta tek istediğim bizim evlenerek yaptığımız hatanın sonuçlarının oğluma mal edilmemesi o okadar masumki okadar korunmaya ihtiyacı varki okadar bize ihtiyacı varki bilmiyorum anlatamıyorummm ALLAHIM sen oğluma güç,sabır,akıl ve huzur ver onu bensiz bırakmaki ona ayaklarının üstünde durmayı,zorluklarla mücadele edebilmeyi ve insan olabilmeyi öğretiyim


bebeğimin boynu bükük kaldı bu yaşta ne yaptıysam fayda etmedi yinede herşeyi yaparım yeterki oğlum mutlu olsun ama tek başına olmuyor olmuyorrr


annem şunu hiç unutma ne yaşanırsa yaşansın sen benim değerlimsin ve ÖMRÜMÜN SON NEFESİNE KADAR SENİ SEVECEĞİM BEBEĞİMMM

FIKRAAAA

UĞURSUZ

adam komadadır yanında ise karısı adam gözleri nemli sesi kısık karısına doğru bakar we konuşur
\'ilk işten kowulduğum zaman yanımda idin iflas ettiğim gün oradaydın wurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm trafik kazası geçirdiğimde hastanede başucumdaydın..
\' kadın takdir edilmenin mutluluğundadır.adam dewam eder
\'şimdi komadayım we yine başucumdasın...sonunda anladım ama çok geç oldu
YAHU SEN NE UĞURSUZ KADINSIN........

13 Temmuz 2009 Pazartesi

LİVE İS LİFE

NOSTALJİ OLSUN İSTEDİM


10 Temmuz 2009 Cuma

DEMET AKALIN- allahından bul

keşke her ihanet sevgi ihaneti olsa ama çok inandığın bir insandan yediğin darbelerin ihaneti insana daha bi acı geliyor bu şarkıyı sadece yalanlarla geçen 6
YILIM İÇİN EKLİYORUM her şarkı dinlediğim ruh haline göre geliyor ve gerçekten bugünden sonra ALLAHINDAN BUL BEN SUSUYORUM......

Çocuklar ve Kitaplar

Kitap-çocuk ilişkisi ne kadar çabuk başlarsa o kadar iyi olur. Bu zaten daha bebeklikte çocuğun eşyayla ilişki kurmaya başladığı anda başlayabilir; eğer biz müsaade edersek, eline verirsek... Kitabı çocuğun dünyasına bir oyuncak, herhangi bir eşya gibi dahil etmek, istediği gibi dokunmasına fırsat vermek ilk adımdır. Hatta yırtmasına, avuçlayıp ortasından koparmasına, kesmesine, boyamasına, kirletmesine oyuncak hamuru gibi oynamasına izin verilirse çocuk kitaba alışır; onu kendi dünyasına alır, benimser. Elindeki kitabın değerli olması gerekmez. Satış broşürleri, eski dergiler vs. olabilir.

Tam tersi, elini daha kitaba değerken "dur yırtacaksın, buruşturacaksın!" gibi müdahaleler yapılan çocuğun kitapla beraberliği olumsuz başlar, kitapları sevmesi zorlaşır. Bu noktada kitapları hor kullanmaya alışacağı akla gelebilir. İleride kitaplarına dikkatsiz davranacağı, kütüphanesinde ucu yanık, çay-kahve lekeleriyle dolu kitaplar olacağı hayal edilebilir. Bu noktada sevdirmek öne alınmalıdır. Tertip, temizlik okul çağına bırakılabilir; çünkü sevdiği bir şeyi korumayı öğrenmek çok daha kolaydır. Tersine çok korunulan bir şeye yaklaşmak, tanımak, sevmek daha zordur.

"Çocuğumun kitabı sevmesi için ben ne yapabilirim?" sorusunun cevabı ise yukarıda değinildiği gibi çocuğun eline çok erken yaşlarda eski kitaplar verip onunla oynamasına, dilediği kadar yırtıp hırpalamasına, kirletmesine izin vermek, oyuncaklarının arasına kitabı da katmak olabilir ki bu konuda anne babalara düşen, ona bu rahatlığı ve ortamı sunmaktır.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Çocuk ve Hayvan Sevgisi

Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor, onlar, birçok canlı türü içinde sadece biri. Bu canlı türleri de varoluş nedeni ve halihazırdaki işlevleri ile, birbirini tamamlayarak, bir döngü biçiminde karşılıklı etkileşerek gerek ekolojik, gerek biyolojik ve gerekse insanlar için geçerli olan ruhsal boyutlarda yaşamlarını anlamlı kılmaktadırlar. Doğanın gereğide budur. Birisindeki eksikliğin bu döngüyü olumsuz yönde etkileyerek diğerlerinin varoluşlarının veya işlevlerinin aksamasına neden olduğu bilinmekte ve "Çevrecilik" akımları tarafından çok açık bir biçimde vurgulanmaktadır.

insan gelişiminde de hayvanların, bitkilerin özellikle de evcil hayvanların katkısı sanıldığından daha çoktur.

Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi bir bütünlük içinde ve birbirini az yada çok etkileyerek tamamlanır. Çocuk önce kendini ve kendi dışındaki dünyayı beş duyusu ile algılar, algıladıklarını da taklit ederek, onlarla karşılıklı ilişkiye girerek öğrenir. Özellikle de bu karşılıklı ilişkinin kiminle? nasıl? ne sıklıkla? olduğu onun zihinsel, ruhsal, sosyal gelişimini yakından etkiler.

Muhakkak ki bu ilişkideki önemli kişiler önce annesi ve diğer aile bireyleri, daha sonraları da yakın ve uzak çevresindeki insanlardır. Hayvan ve bitkiler de gerek canlı, gerekse cansız (oyuncak) halleri ile çocuğun dünyasına bebeklikten itibaren girerler.

Özel bir bebek veya oyuncak ayıcık çocuğun annesinden sonra en yakın arkadaşı olabilir. Bu oyuncak ayıcık veya bebek onun sırlarını paylaşır, kızgınlığına katlanır, huzursuzluğunu giderir. Evcil hayvanlarda aynen bu oyuncaklar gibi çocuğun yaşamında etkili olabilirler. Çocuk bir evcil hayvan ile insanlarla nasıl sosyalleşileceğinin provalarını yapabilir, mutluluğunu veya mutsuzluğunu paylaşabilir, öfkesini ona bağırarak giderebilir. Ona bakarak birine birşeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadabilir, onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varabilir. Yine çocuk evcil hayvana bir şeyler öğreterek, kendi bir şeyler öğrenir, korkularını onun üzerinde deneyerek yenebilir ve de insan ilişkisinin temelini oluşturan sevmeyi, vermeyi, korumayı bağımsız bir kişi olmayı öğrenir.

Doğaldır ki; bu sayılan ruhsal ve sosyal süreçler sadece hayvanların yardımıyla yapılabilir anlamına gelmez, ancak bir yerde bir süre için çocuğun hayatına katkıda bulunabilir. Özellikle de çocuğun herhangi bir nedenle yoksunluk yaşadığı durum ve zamanlarda bu katkısı daha da artacaktır. Örneğin: Sevdiği birini kaybettiğinde, ev okul değişikliklerinde ana-babanın ayrılıklarında çocuk için bu evcil hayvan "bir yerine koyma", paylaşma işlevi görebilir.

Kuşkusuz ki bütün bunların yanı sıra çocuk yaşadığı dünyayı doğasıyla, bitkisiyle, hayvanları ile bir bütün olarak algılayacak ve kabullenecek bu da onun hem birey olarak daha mutlu olmasına, hem de sosyal bir varlık olarak daha saygılı, daha verici olmasına yardımcı olacaktır.

Hazırlayan:Doç. Dr. Şahnur Şener
Gazi Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı

8 Temmuz 2009 Çarşamba

TARKAN dilli düdük

OĞLUM BU ŞARKIYI VE KLİBİNİ ÇOK SEVİYOR

7 Temmuz 2009 Salı

KAĞIT KUKLA




ÇOCUĞUNUZ İLE EĞLENCELİ VAKİT GEÇİRİRKENORTAYADA BİR OYUNCAK ÇIKARMAK İSTERSENİZ ÇOK KOLAY BİR KUKLA
malzemeler:makas
karton
raptıye
yapıştırıcı
ve kuklayı hareket ettirebilmek için misina ip

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Halıdaki Lekeleri Nasıl Çıkarırsınız?


Yanlış uygulamalar lekelerin temizlenmesini daha da zorlaştırır, bir süre sonra onlarla yaşamaya alışmak zorunda kalırsınız. Uygulayacağınız pratik yöntemlerle lekelerden kolaylıkla kurtulmak ise, hiç de zor değil.


- Lekenin üst yüzeyini mümkün olduğunca bir kaşık veya havlu yardımıyla alın- Lekeyi ovalamayın, fazla güç uygulamayın. Temiz bir bezle hafifçe lekeli alandan nemi alın. Ovalamak halı elyaflarına zarar verebilir ve lekenin halının içine işlemesine neden olur.


- Lekeli alana sıcak değil ılık su uygulayın ve temizleme bezine leke partiküllerinin geçişi bitene kadar temizleyin.


- Eğer hala leke görülüyorsa bir deterjan çözeltisi hazırlayın. Bir çay kaşığı bulaşık deterjanı ile bir kap ılık suyu karıştırın. Çok fazla deterjan kullanmayın, çünkü halıdan bu deterjanı durulamak oldukça zordur.


- Deterjan çözeltisini uygulayın. Halıya etki etmesi için 5 dakika çözeltinin leke üzerinde kalmasına izin verin. Daha sonra ılık temiz su ile durulayın. Deterjan tamamen bitene kadar işlemi tekrarlayın.


- Lekeli bölge üzerine nemi emebilmesi için beyaz kağıt havlu yerleştirin. Havlunun üzerine ağırlık sağlaması açısından leke yapmayacak cam veya seramik bir obje yerleştirin. Yaklaşık 12 saat bu şekilde bekleyin.


- Halı kuruduğunda elektrikli süpürge ile süpürün.


- Eğer bu işlemlerden sonra hala leke varsa bunun anlamı lekenin halıya işlediğidir.

http://ivillage.mynet.com

5 Temmuz 2009 Pazar

TATİL

Oğlum ve babası bu gece tatile gidiyorlar bir ay önce olsaydı yanlarında bende olacaktım ve çok da heyecanlıydım ama insanın 1 saat sonra bile neler yaşayacağı belli değil işte bizimkide öyle birşey kader kısmet bende kendi evimde tatil yapacağım tabiki neyse OĞLUMA iyi tatiller diliyorum ve döndüğünde güzel anı ve resimlerini bekliyorum paylaşmak üzere

DEMET AKALIN toz pembe

4 Temmuz 2009 Cumartesi

TEDAVİ

Çok şişman bir adam, çok şöhretli bir doktorun muayehanesine gidiyor, konu zayıflamak istemesi.Doktor, bir hafta kullanmak üzere, isimsiz bir hap veriyor kendisine. İlk kullandığı gece, uyur uyumaz rüya görmeye başlıyor adam. Bir saray içinde, etrafında onlarca cariye, sabaha kadar bir onunla, bir bunula meşgul oluyor sabah uyandığında, kan ter içinde. Her gece aynı sey, bir haftanın sonunda bütün fazla kilolar atılmış durumda.Günler sonra yolda şişman bir arkadasına rastlıyor ve arkadaşı nasıl kilo verdiğini soruyor. Adam anlatıyor, o da doğru doktorun çalıştığı hastaneye gidiyor ve ona da aynı tedavi.İlk gece, adam rüyasında bir sarayda. Etrafında onlarca adam, bizim şişman önde, onlarca adam da peşinde… Başlıyor saray içinde bir koşuşturma. Üçüncü gün sonunda adam zayıflıyor ama dayanamıyor ve telefon ediyor doktora. "Neden arkadaşımla benim rüyalarım farklı?" diyor, doktor biraz düşündükten sonra soruyor: "Siz hastaneye mi gelmiştiniz, muayenehaneye mi?"

3 Temmuz 2009 Cuma

:(-micheal jacson:(-

ruhun şad olsun

ONLAR CENAZE İÇİN

Yasli adam ölüm dösegindeydi... Artik son dakikalarini yasiyordu...Hasta yataginda yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en sevdigi çikolatali kurabiyelerin kokusu...Birden gözleri aralandi, kendini ayaga kalkacak kadar güçlü hissetti...Bu sasilacak bir seydi, ölmek üzere olan adami ayaga kaldirmaya kurabiyelerin kokusu yetmisti...Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü...
Basamaklari agir agir inerken sanki mutfaga degil hayata yaklasiyor gibi heyecanliydi.. .Nihayet mutfak kapisina kadar geldi... Iste masanin üzerindeki tepside onlarca çikolatali kurabiye, tam karsisinda duruyordu... Son gücüyle masaya yaklasti, o kurabiyelerden bir tane agzina atabilse sanki ömrüne ömür katilacakti...Bir tane almak için elini uzatti... Ama birden karisi yetisti ve eline vurdu:
"Çek elini bakayim... Onlar cenaze için..."

funda arar yak gel

2 Temmuz 2009 Perşembe

İNANMAK İSTEDİĞİMİZE İNANIN

İşadamı, ofisinde geç saatlere kadar sekreteri ile ciddi ciddi>çalışır. Geç olmuştur, günün yorgunluğuna ek olarak acıkmışlardır.>> "Hadi çıkalım artık, gidip bir şeyler yeyip evlerimize gidelim">> Çıkarlar, bir lokantada iyi bir akşam yemeği yerler, biraz daalkol>alırlar, sora işadamı, sekreterini evine bırakır. O ara, sekreter, nezaketen, bir kahve içmek isteyip istemediğini sorar. İşadamı daneden>olmasın diye düşünüp kabul eder.>> Kahveyi içki takip eder, içkiden sonra ruhlar ısınır vebirlikte>olurlar. İşadamı kalkar, evine gider. Sabah 04 civarıdır. Arabayıparkeder,>cebinden bir tebeşir çıkartır, ceketine pantolonuna bir kaç çizik atarbiraz tebeşir tozu serper ve içeri girer.>> Karısı ayakta beklemektedir. "Neredeydin?" diye sorar.>> İşadamı da "Aysel'le geç saate kadar çalıştık, sonra yemeğegittik,>onu eve bıraktım yemekten sonra, ama beni kahve içmeğe çağırdı,kahveydi,>sohbetti, içkiydi derken kendimizi yatakta bulduk, anca toparlandım,geç>kaldım, özür dilerim karıcım" der.>> "Yalancııııı ! Yine bütün gece o zibidi arkadaşlarınla bilardo>oynayıp bira içtin di mi ! sen adam olmayacaksın ruhun serseri !">>>>>> Neymiiiiiiiş :))))) DAİMA DOĞRUYU SÖYLEYİN, NASIL OLSA>KARŞINIZDAKİ İNANMAK İSTEDİĞİNE İNANIR :))))))

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Çocuk ve Hayvan Sevgisi

Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor, onlar, birçok canlı türü içinde sadece biri. Bu canlı türleri de varoluş nedeni ve halihazırdaki işlevleri ile, birbirini tamamlayarak, bir döngü biçiminde karşılıklı etkileşerek gerek ekolojik, gerek biyolojik ve gerekse insanlar için geçerli olan ruhsal boyutlarda yaşamlarını anlamlı kılmaktadırlar. Doğanın gereğide budur. Birisindeki eksikliğin bu döngüyü olumsuz yönde etkileyerek diğerlerinin varoluşlarının veya işlevlerinin aksamasına neden olduğu bilinmekte ve "Çevrecilik" akımları tarafından çok açık bir biçimde vurgulanmaktadır.

insan gelişiminde de hayvanların, bitkilerin özellikle de evcil hayvanların katkısı sanıldığından daha çoktur.

Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi bir bütünlük içinde ve birbirini az yada çok etkileyerek tamamlanır. Çocuk önce kendini ve kendi dışındaki dünyayı beş duyusu ile algılar, algıladıklarını da taklit ederek, onlarla karşılıklı ilişkiye girerek öğrenir. Özellikle de bu karşılıklı ilişkinin kiminle? nasıl? ne sıklıkla? olduğu onun zihinsel, ruhsal, sosyal gelişimini yakından etkiler.

Muhakkak ki bu ilişkideki önemli kişiler önce annesi ve diğer aile bireyleri, daha sonraları da yakın ve uzak çevresindeki insanlardır. Hayvan ve bitkiler de gerek canlı, gerekse cansız (oyuncak) halleri ile çocuğun dünyasına bebeklikten itibaren girerler.

Özel bir bebek veya oyuncak ayıcık çocuğun annesinden sonra en yakın arkadaşı olabilir. Bu oyuncak ayıcık veya bebek onun sırlarını paylaşır, kızgınlığına katlanır, huzursuzluğunu giderir. Evcil hayvanlarda aynen bu oyuncaklar gibi çocuğun yaşamında etkili olabilirler. Çocuk bir evcil hayvan ile insanlarla nasıl sosyalleşileceğinin provalarını yapabilir, mutluluğunu veya mutsuzluğunu paylaşabilir, öfkesini ona bağırarak giderebilir. Ona bakarak birine birşeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadabilir, onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varabilir. Yine çocuk evcil hayvana bir şeyler öğreterek, kendi bir şeyler öğrenir, korkularını onun üzerinde deneyerek yenebilir ve de insan ilişkisinin temelini oluşturan sevmeyi, vermeyi, korumayı bağımsız bir kişi olmayı öğrenir.

Doğaldır ki; bu sayılan ruhsal ve sosyal süreçler sadece hayvanların yardımıyla yapılabilir anlamına gelmez, ancak bir yerde bir süre için çocuğun hayatına katkıda bulunabilir. Özellikle de çocuğun herhangi bir nedenle yoksunluk yaşadığı durum ve zamanlarda bu katkısı daha da artacaktır. Örneğin: Sevdiği birini kaybettiğinde, ev okul değişikliklerinde ana-babanın ayrılıklarında çocuk için bu evcil hayvan "bir yerine koyma", paylaşma işlevi görebilir.

Kuşkusuz ki bütün bunların yanı sıra çocuk yaşadığı dünyayı doğasıyla, bitkisiyle, hayvanları ile bir bütün olarak algılayacak ve kabullenecek bu da onun hem birey olarak daha mutlu olmasına, hem de sosyal bir varlık olarak daha saygılı, daha verici olmasına yardımcı olacaktır.

Hazırlayan:Doç. Dr. Şahnur Şener
Gazi Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı

30 Haziran 2009 Salı

BEYİN ÖYLE BİR GÜÇKİ

Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum...
iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir , Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanız ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın..
Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz şunu düşünürsünüz "onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor.
Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu ? yu andırmıyor mu?
Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği , keyfi kalmadı.Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin, sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz. Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.
Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri bir müddet sonra almaya başlar.
Çevrenize bakın örneklerini çok göreceksiniz.Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir.Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine deydirsin.
Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif bir ortamda büyütmeye çalışın, Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sevginizi gösterin. Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar.
Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve
gösteremezler.Neden ? Ne zaman göstereceksiniz?
Tanrı'nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ?
Beyin öyle bir güçtür ki ,
insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir.Yeter ki beynini şartlandırabilsin.Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir.Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
"Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor..İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor..Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor.Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş.Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak,donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.". .Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin .Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler. Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler. Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.
Ne doğru bir laf değil mi? Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi. Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de . Ama şu anımı biliyorum,ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde değerlendiririm. Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.
Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bölün.
Dün, bugün,yarın diye...
Biz ani stresleri çok severiz.

Çünkü ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur.

Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.

Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.

Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon ,kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.

Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?

Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli..

Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın. Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi az alsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.

Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar.

Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim....

ALINTIDIR.
--
Bir karınca yuvasını kaybetse,O gece yatamam kaygımız vardır,Bir yaprak dalından sararıp düşse,Ezilir yüreğim duygumuz vardır..Ha kutuplarda bir eskimo genci,Ha Afrikada garip bir zenci Farketmez ne dili ne dini,ne rengi,Madem ki insandır saygımız vardır.. !

Yetim bir kızı evlendirirseniz, fakir bir delikanlıya sermaye verirseniz, darda kalan bir insanın borcunu karşılarsanız
Cenab-ı Hak buna karşılık, “Kaderinizi yumuşatırım” yani bir anlamda , “Kaderinizi değiştiririm, kaderinizdeki zorlukları, sizin tahammül edemeyeceğiniz birtakım hikmetleri güzele çeviririm” diyor

26 Haziran 2009 Cuma

Çocuk Sağlığına Oyunun Katkıları

Oyun, çocuğun fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesine fırsat vererek toplum içindeki sosyal rolünün, özdeşiminin ve kendini diğer bireylerden ayıran özelliklerin farkına varmasını sağlar. Çocuk oyun sırasında kendisini ve çevresiyle ilgili bilgileri ifade etme olanağı bulur. Oyun, çocuğa kurallara uymayı, sorumluluk almayı, işbirliğini ve diğer insanlara saygılı olmayı öğretir. Ayrıca girişimci olma, tehlikeyi göze alma, karar verme ve problem çözme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olan önemli bir unsurdur. Bunların yanı sıra, oyun sırasında çocuğun kendisine güvenini geliştirme, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, kendi kendine yeterli olabilme gibi nitelikler kazandırır. Çocuğun benlik gelişiminde ve sosyalizasyonunda oyun etkili bir gelişimsel süreçtir. Oyun, çocuğun dikkatinin yoğunlaştırılması ve bunun sürdürülmesine olanak sağlar. Oyun sırasında dikkatini bir noktaya toplama deneyimleri yapan çocuk bunu günlük yaşantısına da aktaracaktır. Oyun oynayan çocuk, zaman ve mekan kavramlarına ait bilgileri çok doğal bir ortam içinde öğrenir. Grup oyunlarında bekleme, devam etme, başlama, bitirme, gibi durumlar zaman kavramının yaşam içinde özümlenmesini sağlar. Ayrıca, bahçede, sınıfta değişik köşelerde yapılan etkinlikler de mekan kavramının gelişimini destekleyici niteliktedir. Bunların yanı sıra, çocuk oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanarak, renkleri birbirine karıştırarak, nesneleri bir kaba doldurup boşaltarak materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinir. Oyun Tercihini Etkileyen Faktörler

1-Oyun gelişimini etkileyen faktörler( yaş, sosyoekonomik düzey)

aynı zamanda oyun tercihini de etkilemektedir. Bunlardan başka çevre düzenlemesi, materyal seçimi, eğitimcinin fonksiyonu, çocuğun oyun tercihini etkileyen diğer faktörlerdir. Çevre Düzenlemesi ve Materyal Seçimi Oyun, doğal, planlanmamış ve açıkça yapılandırılmamış etkinliklerse de, oyun aracılığıyla rastlantısal ve planlanmış öğrenmenin oluşması için, çocuğun yararlanabileceği şekilde çevrenin organizasyonu ve uygun materyal seçimi içeren bir hazırlığın yapılması gereklidir. Oyun ortamı çocuğun güven duyabileceği ve kolayca maniple edebileceği şekilde düzenlenmelidir. Çocuğun yetenekleri ilgileri ve gelişim düzeyi doğrultusunda, fizik ve zihin gücünü geliştirebilecek bir düzenleme yapılmalıdır. Çocuğun kapasitesi gözönünde bulundurularak ne aşırı uyarıcı yüklü, ne de potansiyelini kullanabileceğinden az uyarıcılı olmalıdır.

2.Çocuğa Ait Özellikler

Çocuklar, kendi kendilerine oynarken ya da arkadaşlarıyla oynarken, YAŞ ve CİNSİYET’ leriyle ilişkili olarak, zihin, fizik özelliklerine göre oyuncak seçerler. Çocuklar cinsel kimliklerinin bilincine vardıkları dört yaşından itibaren cinsiyet tipli oyuncakları seçerler. Oyun gelişimini etkileyen faktörler;

1 - Yaş: Çocuğun yaşı, oynanan oyun tipini etkileyen en önemli faktördür. Oyun, dil, zihin, sosyal ve motor gelişim özelliklerinin yansıtıldığı bir aktivitedir. Dolayısıyla oyun, çocuğun yaşına paralel olarak bir değişim ve gelişim göstermektedir. Oyun oynama sürecinde çocuk, sosyal bir birey olarak tek başına oyundan, sosyalize olmuş oyuna doğru bir geçiş sergiler.

2 - Cinsiyet: Kız ve erkek çocukları aynı gelişimsel oyun aşamalarından geçmektedir. Kız ve erkek çocuklarının oyun davranışları arasındaki tek fark, cinsiyetlerine özgü oyun tipini daha fazla tercih etmeleridir. Örnek olarak, kız çocukları daha çok sembolik oyunu, erkek çocukları ise daha çok yapı-inşa oyunlarını tercih etmeleri verilebilir.

3 - Sosyo-ekonomik düzey: Çocukların oyunlarının gelişimi, sosyo ekonomik düzeylerinden etkilenmektedir. Oyun, iyi organize edilmiş zengin uyarıcılı çevresel koşullarda normal gelişimini gösterebilir. Aksi tekdirde, çocuğun gelişimine, dolayısıyla da oyunun gelişimine ket vurulmuş olur.

3. Materyale Ait Özellikler

Değişik amaçlar için kullanılabilecek çok fonksiyonlu olmalıdır. Çocuğun ilgisini çekecek renk, boyut ve yapıda olmalıdır. Dayanıklı, sağlam olmalıdır. Çekici olmalıdır. Bu dikkati yoğunlaştırma ve hayal gücünü motive edici bir özelliktir. Çeşitli gelişim alanlarını birden destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermelidir. Çocuğun farklı deneyimlerine fırsat vermek için, oyun materyalleri hem gerçek hem de bunların minyatürü olan iki boyutlu örneklerden seçilmelidir. Materyalde yenilik özelliği de önemlidir. Sürekli aynı materyalde oynayan çocuk için materyal çok fonksiyonel olsa bile ilk cazibesini kaybeder. Bu nedenle materyallerin belirli zamanlarda değiştirilmesinde yarar vardır. Çocukların yararlanabilecekleri oyun materyallerini aşağıda belirtildiği gibi gruplandırmak mümkündür.

1- Büyük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri;Tırmanma aletleri, itme ve çekme aletleri, büyük toplar, yuvarlanma minderleri, bloklar, bisiklet.

2- Küçük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; çeşitli renkli kağıtlar, makas, dikiş panoları, boncuk, ip, manupulatif oyuncaklar, boş kutular. 3- Duyu ve kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; Farklı özelliklerdeki dokunma panoları, yıkanabilir, kırılmaz bebekler, ses çıkaran oyuncaklar

4- Belleği çalıştıran, problem çözme becerisini geliştiren oyun materyalleri; Yap-boz, takmalı, sökmeli oyuncaklar, ip ve boncuk, halka, anahtar, kilit, ayna, büyüteç, mıknatıs, boncuklu hesap tahtası, kitaplar

5- Dramatizasyon materyalleri;Mesleklere özgü giysiler, takılar, mutfak malzemeleri, temizlik malzemeleri, kuklalar

6- Duyu ve düşünceyi açığa çıkaran yaratıcılığı geliştiren oyun materyalleri; boya kalemleri, tebeşir, fırça, kum, hamur, kil, tahta, çekiç, çivi, müzik aletleri, artık materyaller. Çocuk yaşının özelliklerine uygun materyali kullanma eğilimindedir ve materyalin kullanılması da gelişimsel bir takım adımları kapsar. Çocuk altı aydan itibaren tek bir nesneyle oynar, sonra farklı iki nesneyle ilişki kurar ya da iki nesneyi bütünleştirir. Daha sonra benzer objeler arasında ilişki kurar ve son olarak sembolik amaçlar için onu kullanabilir. Böylece çocuk kullandığı materyale farklı bakış açıları getirerek çevresiyle ilgili farklı bilgilerini yansıtabilir Yedi aylık bebek, görme ve dokunmayla ilgili görsel ve dokunsal deneyimler ile objeleri manipule eder ve objeleri ağzına alarak tanımaya çalışır. Onüçüncü ayda materyalin fiziksel fonksiyonuyla ilgilenir, onsekizinci aya doğru iki obje ile basit fakat önemli zihinsel fonksiyonlu ilişkiler kurabilir. Nesnenin manipulasyonu zihinsel gelişimin bir göstergesidir. Ve erken çocukluk döneminden itibaren gözlenen bu manipulasyon davranışları, ilkel oyun davranışlarının temeli olarak düşünülmektedir. Çocuk, bir nesneye göre gösterdiği tepkiyi, diğer bir nesneye de aktarabilmeyi başarmışsa materyalle sembolik düzeyde oynayabiliyor demektir. Çocuğun materyali sembolik düzeyde kullanması, tasavvur yeteneğinin gelişmiş olmasını gerektirir. Bu, dış dünyadaki eylemlerin içte temsil edilmesidir.

Çocuk iki yaşına kadar yeni durumlara deneme yanılmalarla uyum sağlar. İki yaşından sonra çocukta tasavvurlu düşüncenin ürünü olarak anlama gelişmeye başlar, olayları kendine göre zihninde canlandırabilir. Ancak bu zihinsel olgunlaşmayla birlikte herhangi bir nesneyi başka bir nesnenin yerine geçecek bir kullanım ortaya çıkar. Sembolik oyun gelişiminin ilk dönemlerinde, asıl nesne ile nesnenin yerine geçecek nesne arasında fiziksel olarak benzerlik gözlenmektedir. İleri aşamalarda, iki nesne arasında bir benzerlik olmasa da çocuk hayal gücünü kullanarak, ilk defa karşılaştığı nesneyi zihnindeki eski şemalar içinde değerlendirir ve yeni bir durum içinde sembolik anlamda kullanabilir..

4. Oyun Sırasında Eğiticinin Rolü

Çocuklar arasında bireysel farklılıklar vardır, bazı çocuklar zaman zaman yetişkinin rehberliğine ihtiyaç duyabilir, çocuğun böyle bir anda eğitimcinin yanında olduğunu düşünmesi onu rahatlatacaktır. Oyun çocuklara deneme yanılma yolu ile problemlerine çözüm getirmelerine yardımcı olur ve çocukların belirli riskleri göze alma deneyimlerini arttırır. Eğitimcinin oyunun çocuğa bu katkıları göz önünde bulundurarak, çocuğa yapacağı rehberliği bir yöntemle belirlemelidir. Eğitimci ne aşırı aktif ne de aşırı pasif, geri planda bir tutum içine girmemelidir. İhtiyacı olduğu anda çocuğu gerçekten rahatlatacak ve onu bir ileri düzeye götürecek bir rol üstlenmelidir. Ancak çocuğa kendi problemini kendi çözebileceği kadar bir süre tanınması gerektiği de göz önünde tutulmalıdır. Okula yeni başlayan yada çeşitli duygusal problemleri gözlenen bir çocuk için eğitimcinin yönlendirici rehberliğinin özel bir önemi vardır. Bu çocuklar kendilerini ifade etmede, oyuna ilk adımı atmada, başlanan bir oyunu bir düzen içinde sürdürmede ihtiyaç duydukları desteği eğitimcinin bu yöndeki yönlendirmelerinde bulacaklardır.

Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı.

Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı.

Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı.

Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı.

Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı.

Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı.

Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı.

Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı.

Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı. Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı. Dış alanlarda:

Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı.

Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli.

Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli.

Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı.

Mutfakta oyuncak bulunmamalı.

22 Haziran 2009 Pazartesi

KIZ KARDEŞLERİM (KÜÇÜK TEYZELER)

DÖRT MEVSİM

Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş.
Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.
İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda.
Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne görüklerini sormuş.
İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi. İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.
Üçüncü oğlan başka fikirdeydi .Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki da! ha önce hiç böyle bir şey görmemişti.
Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.

Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.
Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı.
Ya da neye sahip olup olmadıklarını .....

Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz .

Eğer kışın vazgeçersen, İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de...
Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın....

18 Haziran 2009 Perşembe

Çocuğunuza Günde üç öğünde ısrar etmeyin!

Yemek saatlerinde bir elinizde tabak bir elinizde oyuncakla çocuğunuzun peşinden koşmanıza gerek yok. Bırakın canı ne kadar istiyorsa o kadar yesin. Israr etmek yerine ona seçme şansı tanıyın ve en önemlisi bu seçime saygı duyun
Annelerin en büyük kabuslarından biri çocuklarının yeterince yemek yememesidir. Hatta
birçoğumuz çocukken bu kalıplaşmış inanış nedeniyle saatlerce sofrada oturmak zorunda kalmış, “yeterince” yemek yemediğimiz için de en sevdiğimiz televizyon programını izlemeden erkenden yatağa gitmişizdir.
Oysa çocuk hastalıkları uzmanları ve pedagoglar ebeveynlerin yemek konusunda sergiledikleri bu baskıcı tavrın çocuğu onlarla inatlaşmaya sürükleyip yemek yemekten soğuttuğu görüşünde.
Arkadaşınızın kızı her kaşığa iştahla saldırıyor sizinki burun kıvırıyorsa ya da okuduğunuz onlarca masala rağmen çocuğunuzun yuttuğu lokma sayısı onu geçmiyorsa endişelenmeyin. Bırakın dilediği yemeği, dilediği kadar yesin hatta aç kalma hakkını bile kullansın. İnanın bir iki gün az yemekten zarar görmeyecek, sonradan kendi isteğiyle yemeye başlayacaktır. Hem de çalakaşık...
“Aşırı zorlayıcı davranmak çocuğu yemek yemekten soğutabilir”
Dr. Ayşe Sokullu (Çocuk Hastalıkları Uzmanı / Anadolu Sağlık Merkezi)
Yemek yedirirken ailelerin yaptığı en önemli hatalardan birisi, çocuğa karşı aşırı zorlayıcı davranmaktır. Bu tutum çocuğu yemek yemekten soğutabilir.
Yapılan diğer bir yanlış ise çocuğu pürüzsüz gıdalarla beslemeye çalışmaktır. Tavsiyem annelerin blender kullanımını minimumda tutmaları ve çocuğa çiğnemeyi öğretebilmek için erken yaşta katı gıdalar da vermeleri. Çocuğun sofrada oyun oynamasına izin vermek yardımcı olacaktır ama dikkati tamamen dağıtan oyunlar oynanmamalıdır. Çünkü çocuk, açlıkla yemenin ilişkisini kavrayabilmeli, o masada neden oturduğunu unutmamalıdır.
“Yemek masasını ailenin zevkle katıldığı bir konuşma ortamına çevirin”
Şebnem Turhan (Psikolog / Medical Park Bahçelievler Hastanesi)
Çocuklar yemek yeme alışkanlıklarını da diğer davranışları gibi anne ve babalarına bakarak şekillendirirler. Bu nedenle yemek masasını ailenin zevkle katıldığı bir konuşma ortamına çevirmek gerekir. Çocuk sofrada kurallara uyduğu zamanlarda övülmeli ve aksi hallerde kesinlikle baskıcı bir tavır sergilenmemelidir. Ayrıca beslenme ihtiyacının çocuktan çocuğa değişim göstereceği de unutulmamalıdır. Çocuğunuzu kardeşleri ve arkadaşlarıyla karşılaştırmak yerine kendi yemek yeme biçimine sahip olmasını destekleyin.
“Yemeğe gelmiyorsa bırakın aç yatsın”
Sevil Gümüş (Pedagog)
Bizim kültürümüzde annelerin çocuğa gereğinden fazla yemek yedirmek gibi bir alışkanlığı var. Ayrıca çocukların kendi başlarına yemek yemelerine de izin verilmiyor. Anneler kaşıkla çocuklarını kovalıyorlar. Çocuğunuzun kendi başına yemek yemesine izin verin. Dökse de yemeğe elini sokup tabakla oynasa da ona karışmayın. Masada beraber oturun, iyi vakit geçirmesini sağlayın. Yemek masasına gelmiyor ve sonra abur cubur istiyorsa buna izin vermeyin.


14 Haziran 2009 Pazar

HAYATIMIZIN EN KÖTÜ GÜNÜ

hiç hayatımda birisini kaybetmeye bukadar yakın olmamıştım 29 yaşındayım ve hayatımın en kötü deneyimini yaşadım veoğlum daha 4 yaşında oda yaşadı eminim
dün saat 09:30 da eşimin cep telefonundan arandım karşımdaki erkek kardeşiydi ve 'ufak bir kaza olmuş endişelenme biz hastanedeyiz herşey yolunda'dedi okadar karışık duygular içine düştündümki o an anlatamam ya doğruyu söylemediyse ya çok kötüyse yaa..... aman allahım
neyseki doğru söylüyormuş allah babasını oğluna bağışlamış yüzü cama çarptığı için burnu kırılmış, parçalamnış ama başka hiç birşeyi yok kırığı çıkığıallaha şükür
arabamız kamyonun altına girmiş ve artık yok ama babamız
ALLAHA ŞÜKÜR SAĞLAM VE YANIMIZDA
oğlum babasını görmeden önce anlattım kendi bisiklet kazasından behsettim yüzünün yara olduğunu hatırlattım ve şu an babasınında öyle bir kaza geçirdiğini tıpkı kendisi gibi babasınında iyileşeceğini söyledim dün biraz dondu babasından kaçtı ama bugün herşey yolunda artık babasının bu durumunu kabullendi

11 Haziran 2009 Perşembe

GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜREN

Adamın biri New York, Central Park`ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir köpeğin küçük bir kıza saldırdığını görür. Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür. Ama küçük kızın da hayatını kurtarmıştır.
Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir. Sarılıp teşekkür etikten sonra `Sen` der `bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacaklar. Ve göreceksin başlık da şöyle olacak;
_Cesur New York`lu küçük kızın hayatını kurtardı.`
Adam `Ama ben New York`lu değilim!` der.
Polis `Fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar;
_Cesur Amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı` cevabını verir.
`Ama ben Amerikalı da değilim` der adam artık şaşırarak. Polis `
_Ya, o halde nerelisin?` diye sorunca adam cevap verir;
_`Ben Iraklıyım!`
Polis adama başka bir şey söylemez. Ama adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır;
_`Radikal İslamcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü.`!

9 Haziran 2009 Salı

OYUN HAMURUNUZU KENDİNİZ YAPIN

2 ölçü un, bir az tuz, 1 ölçü su ile 2 yemek kaşığı sıvı yağı karıştırın ve yoğurun. İstediğiniz renkte gıda boyası ekleyin. Bu kadar basit. Daha sonrada çocuğunuzla birlikte eğlenin





8 Haziran 2009 Pazartesi

HİNT MİTOLOJİSİNDE KADININ ve ERKEĞİN YARATILIŞI

Tanrı, yaprağın hafifliğini,ceylanın bakışın, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı rüzgarın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi onların üzerine taşların sertliğini, balın tadını
kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı

YARATTIĞI KADINI ,ERKEĞE ARMAĞAN ETTİ

Tanrı, kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı sülüğün yapışkanlığını, kedinin yaramazlığını, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi bunların üzerine ayının kabalığını, bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı

YARATTIĞI ERKEĞİ,ADAM ETSİN DİYE KADINA VERDİ

5 Haziran 2009 Cuma

Çocuklarda Sinüzit

Sinüsler burun etrafındaki kemikler, üst çene kemikleri ve alın kemiği içinde bulunan hava dolu boşluklardır. Bu boşluklar iltihaplandığında ortaya çıkan enfeksiyona sinüzit adı verilir. İltihaplanmanın nedeni, bakteri veya virüs cinsi mikroplardır, bazen de her iki tür birlikte bulunabilir.
Belirti ve Bulguları :Sinüzit, belirtilerin süresi 1 aydan kısa ise akut, 1-4 ay arasında ise subakut, 4 aydan uzun ise genellikle kronik olarak gruplandırılır.
Akut sinüzit, farklı yaş gruplarında farklı belirtiler verebilir. Erişkinlerde ve büyük çocuklarda burun tıkanıklığı; sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı; gözlerin etrafında ağrı; diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı; kafada basınç hissi; öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtileri bulunabilir. Bazen de kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı şikayetleri görülebilir.
Küçük çocuklarda da yukardaki şikayetler bulunabilir, ancak genellikle bu şikayetlerini iyi ifade edemezler. Hastalık, yüksek ateş ve iltihaplı burun akıntısı nedeniyle her zamankinden biraz daha şiddetli ve 10 günden daha fazla uzamış bir "
soğuk algınlığı" zannedilebilir.
Subakut sinizit veya kronik sinüzit bulunan çocuklarda belirtilerin süresi bir aydan uzundur. Anormal renkte burun akıntısı, burun tıkanıklığı, özellikle geceleri artan öksürük, horlama ve uyku bozukluğu belirtileri görülebilir. Ateş, akut sinüzitte olduğu kadar sık görülen bir belirti değildir.
Hastalığın önlenmesi :Günlük hayatınızdaki koşullarda küçük değişikler yaparak çocuğunuzda sinüzit riskini azaltabilirsiniz. Örneğin, kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan havayı, solunum yolları için ideal olan %35-%50 nem oranına ulaşacak şekilde bir nemlendirme cihazı ile nemlendirmek yararlıdır. Yaz aylarında çocuğunuz yüzme havuzuna giriyorsa, başını suyun dışında tutmasını ve derine dalmamasını tavsiye ediniz. Sigara içiyorsanız, bırakınız. Çocuğunuz allerjik bünyeliyse, allerji önlemlerine ve tedavisine her zaman özen gösteriniz.
Hastalığın süresi :Çocukların çoğunda akut sinüzit ya kendiliğinden, ya da antibiyotik tedavisi ile genellikle 2-3 hafta içinde iyileşir. Kronik sinüzit bile antibiyotik tedavisi ile düzeltilebilir.
Evde uygulanabilecek tedavi :Eğer doktorunuz antibiyotik tedavisi önerdiyse, ilaçları önerilen doz ve sürede kullanınız. Böylece sinüzite neden olan bakteri türü mikroplar tamamen yok edilecek ve tekrar sinüzite neden olacak şekilde üremeleri önlenebilecektir.
Bir nemlendirme cihazı ile oda havasını nemlendiriniz. Eğer çocuğunuz iltihaplı sinüs bölgesinde ağrıdan şikayet ediyorsa, ağrıyan bölge üzerine ılık bir havlu koyarak onu rahatlatabilirsiniz. Eğer doktorunuz onaylıyorsa, burun tıkanklığı için çocuk burun damlalarını 5 günü geçmemek koşuluyla kullanabilirsiniz.
Tıbbi tedavi :Sinüzit, kullanma süresi 3 haftaya kadar çıkabilen ve genellikle ağızdan verilen antibiyotikler ile tedavi edilir. Doktorunuz antibiyotikle birlikte, dekonjestan maddeler içeren ve daha çok soğuk algınlığı ilacı olarak bilinen ilaçlardan da önerebilir. Allerjiye karşı kullanılan antihistaminikler, allerjik bünyeli çocuklarda yararlı olabilir

www.saglikbilgisi.com

3 Haziran 2009 Çarşamba

SEVİMLİ KAĞIT HAYVANLAR


sizde çocuğunuzla birlikde eğlenceli vakit htrcamak isterseniz size sevimli hayvan kalıpları

2 Haziran 2009 Salı

RÜZGARIN YARAMAZLIĞI (Polonya Masalı)

Söğütlü köyde herkes rüzgardan şikayetçiydi.
Yaşlı dede, ekmek pişirdiği fırında ateşi söndürdüğü için kızıyordu rüzgara.
Yaşlı nine, sokağa çıkmasına izin vermediği için içerliyordu. Ayakkabıcı ustası, dükkanının pencere pervazları arasındaki deliklerden içeri girip soğuttuğu için sinir oluyordu.
Topal bahçıvan, bahçedeki çiçekleri kırdığı için öfkeleniyordu.
Köyde sadece küçük çocuk seviyordu rüzgarı:
"Anneciğim, gel bak rüzgar ne tatlı esiyor."
"O tatlı değil yavrucuğum. Hınzırın tekidir rüzgar. Onun insafsızlığından bu yıl hiç ürün vermeyecek bitkiler. Çünkü bitki tozlarını çok uzağa götürüyor. Belki ekmeğimiz bile olmaz bu yıl."

Ekmek lafı küçük çocuğa rüzgarı unutturmaya yetmişti bile:
"Anneciğim bana yağlı ekmek verir misin?"
Rüzgar ise kimsenin kendisini sevmediği bu köyü terk etti. "Gerçekten de beni sevmemekte haklılar." diye düşündü.
"Islık çalar gibi eserim, fırtına olur kükrerim.
Benden korkuyorlar, bu doğru. Ama başka nasıl davranılır bilemiyorum. Ne yapabilirim?"
Rüzgar, horozun yanına gitti. Ondan kendisine şarkı söylemeyi öğretmesini istedi. Ama horoz sadece ötmesini biliyordu. Kurbağaya gitti; o da yardım edemedi. Çaresiz kırlarda dolaşırken karşısına bir korkuluk çıktı. Ama bu korkuluk ekinlerin ortasına yerleştirilip, kuşları kaçırması gereken diğer korkuluklar-dan farklıydı.
Güzel bir genç kız gibi giydirilmişti bu korkuluk. Başında zarif bir şapka, ayaklarında ipek eteklik vardı.
Rüzgar bu güzel kıza yaklaşmaktan korktu: Önce hanımeline gitti, ondan güzel kokular aldı. Sonra kıza yaklaştı. Ama o kadar tedirgindi ki acemilikle gerektiğinden fazla esti.
Kızın şapkası uçtu, etekleri havalandı.
Rüzgar çok utandı. Korkup kızla konuşamadan oradan uzaklaştı.
Ağlamaklı oldu, köye dönmeye karar verdi.
Yolda buğday tarlasında küçük çocuğu gördü.
Annesi tarlada çalışıyor, ekin topluyordu. Küçük çocuk için ağaca bir salıncak kurmuştu.
Çocuk salıncakta uyuyordu.
Rüzgar kendisini seven tek insan olan küçük çocuğu görünce çok sevindi. Onu da sevindirmek istedi. Usul usul esmeye başladı.

O kadar tatlı ve uysal esiyordu ki, bütün ekinler başlarını diktiler. Başaklar açıldı. Artık küçük çocuğun annesi daha rahat çalışabilirdi.
Küçük çocuk ise bunlardan habersiz tatlı tatlı uyuyordu. Rüyasında rüzgarla oynuyordu
.

HAYRET!!!!

walla hayretler içinde kaldım PRENSİM legolarla oynadı hiçbirşeyle ilgilenmeyen bir çocuk olarak bugün gözlerimi yaşarttı bu ilgisinin devamı dileklerimlee









BİRŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYORUMMMM


KEREM YİĞİTİM
OĞLUMA HATIRA BIRAKACAĞIM BU BLOGUN ELİMDEN GELDİĞİ KADAR GÜZEL OLMASI İÇİN BİRŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYORUM AMA NEKADAR BAŞARILI OLABİLİYORUM TARTIŞILIR



AMA BENCE BU AYICIKLAR ÇOK SEVİMLİ OLDULAR












Powered By Blogger