cocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Çocuk ve Hayvan Sevgisi

Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor, onlar, birçok canlı türü içinde sadece biri. Bu canlı türleri de varoluş nedeni ve halihazırdaki işlevleri ile, birbirini tamamlayarak, bir döngü biçiminde karşılıklı etkileşerek gerek ekolojik, gerek biyolojik ve gerekse insanlar için geçerli olan ruhsal boyutlarda yaşamlarını anlamlı kılmaktadırlar. Doğanın gereğide budur. Birisindeki eksikliğin bu döngüyü olumsuz yönde etkileyerek diğerlerinin varoluşlarının veya işlevlerinin aksamasına neden olduğu bilinmekte ve "Çevrecilik" akımları tarafından çok açık bir biçimde vurgulanmaktadır.

insan gelişiminde de hayvanların, bitkilerin özellikle de evcil hayvanların katkısı sanıldığından daha çoktur.

Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi bir bütünlük içinde ve birbirini az yada çok etkileyerek tamamlanır. Çocuk önce kendini ve kendi dışındaki dünyayı beş duyusu ile algılar, algıladıklarını da taklit ederek, onlarla karşılıklı ilişkiye girerek öğrenir. Özellikle de bu karşılıklı ilişkinin kiminle? nasıl? ne sıklıkla? olduğu onun zihinsel, ruhsal, sosyal gelişimini yakından etkiler.

Muhakkak ki bu ilişkideki önemli kişiler önce annesi ve diğer aile bireyleri, daha sonraları da yakın ve uzak çevresindeki insanlardır. Hayvan ve bitkiler de gerek canlı, gerekse cansız (oyuncak) halleri ile çocuğun dünyasına bebeklikten itibaren girerler.

Özel bir bebek veya oyuncak ayıcık çocuğun annesinden sonra en yakın arkadaşı olabilir. Bu oyuncak ayıcık veya bebek onun sırlarını paylaşır, kızgınlığına katlanır, huzursuzluğunu giderir. Evcil hayvanlarda aynen bu oyuncaklar gibi çocuğun yaşamında etkili olabilirler. Çocuk bir evcil hayvan ile insanlarla nasıl sosyalleşileceğinin provalarını yapabilir, mutluluğunu veya mutsuzluğunu paylaşabilir, öfkesini ona bağırarak giderebilir. Ona bakarak birine birşeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadabilir, onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varabilir. Yine çocuk evcil hayvana bir şeyler öğreterek, kendi bir şeyler öğrenir, korkularını onun üzerinde deneyerek yenebilir ve de insan ilişkisinin temelini oluşturan sevmeyi, vermeyi, korumayı bağımsız bir kişi olmayı öğrenir.

Doğaldır ki; bu sayılan ruhsal ve sosyal süreçler sadece hayvanların yardımıyla yapılabilir anlamına gelmez, ancak bir yerde bir süre için çocuğun hayatına katkıda bulunabilir. Özellikle de çocuğun herhangi bir nedenle yoksunluk yaşadığı durum ve zamanlarda bu katkısı daha da artacaktır. Örneğin: Sevdiği birini kaybettiğinde, ev okul değişikliklerinde ana-babanın ayrılıklarında çocuk için bu evcil hayvan "bir yerine koyma", paylaşma işlevi görebilir.

Kuşkusuz ki bütün bunların yanı sıra çocuk yaşadığı dünyayı doğasıyla, bitkisiyle, hayvanları ile bir bütün olarak algılayacak ve kabullenecek bu da onun hem birey olarak daha mutlu olmasına, hem de sosyal bir varlık olarak daha saygılı, daha verici olmasına yardımcı olacaktır.

Hazırlayan:Doç. Dr. Şahnur Şener
Gazi Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı

26 Haziran 2009 Cuma

Çocuk Sağlığına Oyunun Katkıları

Oyun, çocuğun fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesine fırsat vererek toplum içindeki sosyal rolünün, özdeşiminin ve kendini diğer bireylerden ayıran özelliklerin farkına varmasını sağlar. Çocuk oyun sırasında kendisini ve çevresiyle ilgili bilgileri ifade etme olanağı bulur. Oyun, çocuğa kurallara uymayı, sorumluluk almayı, işbirliğini ve diğer insanlara saygılı olmayı öğretir. Ayrıca girişimci olma, tehlikeyi göze alma, karar verme ve problem çözme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olan önemli bir unsurdur. Bunların yanı sıra, oyun sırasında çocuğun kendisine güvenini geliştirme, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, kendi kendine yeterli olabilme gibi nitelikler kazandırır. Çocuğun benlik gelişiminde ve sosyalizasyonunda oyun etkili bir gelişimsel süreçtir. Oyun, çocuğun dikkatinin yoğunlaştırılması ve bunun sürdürülmesine olanak sağlar. Oyun sırasında dikkatini bir noktaya toplama deneyimleri yapan çocuk bunu günlük yaşantısına da aktaracaktır. Oyun oynayan çocuk, zaman ve mekan kavramlarına ait bilgileri çok doğal bir ortam içinde öğrenir. Grup oyunlarında bekleme, devam etme, başlama, bitirme, gibi durumlar zaman kavramının yaşam içinde özümlenmesini sağlar. Ayrıca, bahçede, sınıfta değişik köşelerde yapılan etkinlikler de mekan kavramının gelişimini destekleyici niteliktedir. Bunların yanı sıra, çocuk oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanarak, renkleri birbirine karıştırarak, nesneleri bir kaba doldurup boşaltarak materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinir. Oyun Tercihini Etkileyen Faktörler

1-Oyun gelişimini etkileyen faktörler( yaş, sosyoekonomik düzey)

aynı zamanda oyun tercihini de etkilemektedir. Bunlardan başka çevre düzenlemesi, materyal seçimi, eğitimcinin fonksiyonu, çocuğun oyun tercihini etkileyen diğer faktörlerdir. Çevre Düzenlemesi ve Materyal Seçimi Oyun, doğal, planlanmamış ve açıkça yapılandırılmamış etkinliklerse de, oyun aracılığıyla rastlantısal ve planlanmış öğrenmenin oluşması için, çocuğun yararlanabileceği şekilde çevrenin organizasyonu ve uygun materyal seçimi içeren bir hazırlığın yapılması gereklidir. Oyun ortamı çocuğun güven duyabileceği ve kolayca maniple edebileceği şekilde düzenlenmelidir. Çocuğun yetenekleri ilgileri ve gelişim düzeyi doğrultusunda, fizik ve zihin gücünü geliştirebilecek bir düzenleme yapılmalıdır. Çocuğun kapasitesi gözönünde bulundurularak ne aşırı uyarıcı yüklü, ne de potansiyelini kullanabileceğinden az uyarıcılı olmalıdır.

2.Çocuğa Ait Özellikler

Çocuklar, kendi kendilerine oynarken ya da arkadaşlarıyla oynarken, YAŞ ve CİNSİYET’ leriyle ilişkili olarak, zihin, fizik özelliklerine göre oyuncak seçerler. Çocuklar cinsel kimliklerinin bilincine vardıkları dört yaşından itibaren cinsiyet tipli oyuncakları seçerler. Oyun gelişimini etkileyen faktörler;

1 - Yaş: Çocuğun yaşı, oynanan oyun tipini etkileyen en önemli faktördür. Oyun, dil, zihin, sosyal ve motor gelişim özelliklerinin yansıtıldığı bir aktivitedir. Dolayısıyla oyun, çocuğun yaşına paralel olarak bir değişim ve gelişim göstermektedir. Oyun oynama sürecinde çocuk, sosyal bir birey olarak tek başına oyundan, sosyalize olmuş oyuna doğru bir geçiş sergiler.

2 - Cinsiyet: Kız ve erkek çocukları aynı gelişimsel oyun aşamalarından geçmektedir. Kız ve erkek çocuklarının oyun davranışları arasındaki tek fark, cinsiyetlerine özgü oyun tipini daha fazla tercih etmeleridir. Örnek olarak, kız çocukları daha çok sembolik oyunu, erkek çocukları ise daha çok yapı-inşa oyunlarını tercih etmeleri verilebilir.

3 - Sosyo-ekonomik düzey: Çocukların oyunlarının gelişimi, sosyo ekonomik düzeylerinden etkilenmektedir. Oyun, iyi organize edilmiş zengin uyarıcılı çevresel koşullarda normal gelişimini gösterebilir. Aksi tekdirde, çocuğun gelişimine, dolayısıyla da oyunun gelişimine ket vurulmuş olur.

3. Materyale Ait Özellikler

Değişik amaçlar için kullanılabilecek çok fonksiyonlu olmalıdır. Çocuğun ilgisini çekecek renk, boyut ve yapıda olmalıdır. Dayanıklı, sağlam olmalıdır. Çekici olmalıdır. Bu dikkati yoğunlaştırma ve hayal gücünü motive edici bir özelliktir. Çeşitli gelişim alanlarını birden destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermelidir. Çocuğun farklı deneyimlerine fırsat vermek için, oyun materyalleri hem gerçek hem de bunların minyatürü olan iki boyutlu örneklerden seçilmelidir. Materyalde yenilik özelliği de önemlidir. Sürekli aynı materyalde oynayan çocuk için materyal çok fonksiyonel olsa bile ilk cazibesini kaybeder. Bu nedenle materyallerin belirli zamanlarda değiştirilmesinde yarar vardır. Çocukların yararlanabilecekleri oyun materyallerini aşağıda belirtildiği gibi gruplandırmak mümkündür.

1- Büyük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri;Tırmanma aletleri, itme ve çekme aletleri, büyük toplar, yuvarlanma minderleri, bloklar, bisiklet.

2- Küçük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; çeşitli renkli kağıtlar, makas, dikiş panoları, boncuk, ip, manupulatif oyuncaklar, boş kutular. 3- Duyu ve kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; Farklı özelliklerdeki dokunma panoları, yıkanabilir, kırılmaz bebekler, ses çıkaran oyuncaklar

4- Belleği çalıştıran, problem çözme becerisini geliştiren oyun materyalleri; Yap-boz, takmalı, sökmeli oyuncaklar, ip ve boncuk, halka, anahtar, kilit, ayna, büyüteç, mıknatıs, boncuklu hesap tahtası, kitaplar

5- Dramatizasyon materyalleri;Mesleklere özgü giysiler, takılar, mutfak malzemeleri, temizlik malzemeleri, kuklalar

6- Duyu ve düşünceyi açığa çıkaran yaratıcılığı geliştiren oyun materyalleri; boya kalemleri, tebeşir, fırça, kum, hamur, kil, tahta, çekiç, çivi, müzik aletleri, artık materyaller. Çocuk yaşının özelliklerine uygun materyali kullanma eğilimindedir ve materyalin kullanılması da gelişimsel bir takım adımları kapsar. Çocuk altı aydan itibaren tek bir nesneyle oynar, sonra farklı iki nesneyle ilişki kurar ya da iki nesneyi bütünleştirir. Daha sonra benzer objeler arasında ilişki kurar ve son olarak sembolik amaçlar için onu kullanabilir. Böylece çocuk kullandığı materyale farklı bakış açıları getirerek çevresiyle ilgili farklı bilgilerini yansıtabilir Yedi aylık bebek, görme ve dokunmayla ilgili görsel ve dokunsal deneyimler ile objeleri manipule eder ve objeleri ağzına alarak tanımaya çalışır. Onüçüncü ayda materyalin fiziksel fonksiyonuyla ilgilenir, onsekizinci aya doğru iki obje ile basit fakat önemli zihinsel fonksiyonlu ilişkiler kurabilir. Nesnenin manipulasyonu zihinsel gelişimin bir göstergesidir. Ve erken çocukluk döneminden itibaren gözlenen bu manipulasyon davranışları, ilkel oyun davranışlarının temeli olarak düşünülmektedir. Çocuk, bir nesneye göre gösterdiği tepkiyi, diğer bir nesneye de aktarabilmeyi başarmışsa materyalle sembolik düzeyde oynayabiliyor demektir. Çocuğun materyali sembolik düzeyde kullanması, tasavvur yeteneğinin gelişmiş olmasını gerektirir. Bu, dış dünyadaki eylemlerin içte temsil edilmesidir.

Çocuk iki yaşına kadar yeni durumlara deneme yanılmalarla uyum sağlar. İki yaşından sonra çocukta tasavvurlu düşüncenin ürünü olarak anlama gelişmeye başlar, olayları kendine göre zihninde canlandırabilir. Ancak bu zihinsel olgunlaşmayla birlikte herhangi bir nesneyi başka bir nesnenin yerine geçecek bir kullanım ortaya çıkar. Sembolik oyun gelişiminin ilk dönemlerinde, asıl nesne ile nesnenin yerine geçecek nesne arasında fiziksel olarak benzerlik gözlenmektedir. İleri aşamalarda, iki nesne arasında bir benzerlik olmasa da çocuk hayal gücünü kullanarak, ilk defa karşılaştığı nesneyi zihnindeki eski şemalar içinde değerlendirir ve yeni bir durum içinde sembolik anlamda kullanabilir..

4. Oyun Sırasında Eğiticinin Rolü

Çocuklar arasında bireysel farklılıklar vardır, bazı çocuklar zaman zaman yetişkinin rehberliğine ihtiyaç duyabilir, çocuğun böyle bir anda eğitimcinin yanında olduğunu düşünmesi onu rahatlatacaktır. Oyun çocuklara deneme yanılma yolu ile problemlerine çözüm getirmelerine yardımcı olur ve çocukların belirli riskleri göze alma deneyimlerini arttırır. Eğitimcinin oyunun çocuğa bu katkıları göz önünde bulundurarak, çocuğa yapacağı rehberliği bir yöntemle belirlemelidir. Eğitimci ne aşırı aktif ne de aşırı pasif, geri planda bir tutum içine girmemelidir. İhtiyacı olduğu anda çocuğu gerçekten rahatlatacak ve onu bir ileri düzeye götürecek bir rol üstlenmelidir. Ancak çocuğa kendi problemini kendi çözebileceği kadar bir süre tanınması gerektiği de göz önünde tutulmalıdır. Okula yeni başlayan yada çeşitli duygusal problemleri gözlenen bir çocuk için eğitimcinin yönlendirici rehberliğinin özel bir önemi vardır. Bu çocuklar kendilerini ifade etmede, oyuna ilk adımı atmada, başlanan bir oyunu bir düzen içinde sürdürmede ihtiyaç duydukları desteği eğitimcinin bu yöndeki yönlendirmelerinde bulacaklardır.

Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı.

Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı.

Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı.

Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı.

Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı.

Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı.

Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı.

Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı.

Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı. Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı. Dış alanlarda:

Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı.

Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli.

Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli.

Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı.

Mutfakta oyuncak bulunmamalı.

18 Haziran 2009 Perşembe

Çocuğunuza Günde üç öğünde ısrar etmeyin!

Yemek saatlerinde bir elinizde tabak bir elinizde oyuncakla çocuğunuzun peşinden koşmanıza gerek yok. Bırakın canı ne kadar istiyorsa o kadar yesin. Israr etmek yerine ona seçme şansı tanıyın ve en önemlisi bu seçime saygı duyun
Annelerin en büyük kabuslarından biri çocuklarının yeterince yemek yememesidir. Hatta
birçoğumuz çocukken bu kalıplaşmış inanış nedeniyle saatlerce sofrada oturmak zorunda kalmış, “yeterince” yemek yemediğimiz için de en sevdiğimiz televizyon programını izlemeden erkenden yatağa gitmişizdir.
Oysa çocuk hastalıkları uzmanları ve pedagoglar ebeveynlerin yemek konusunda sergiledikleri bu baskıcı tavrın çocuğu onlarla inatlaşmaya sürükleyip yemek yemekten soğuttuğu görüşünde.
Arkadaşınızın kızı her kaşığa iştahla saldırıyor sizinki burun kıvırıyorsa ya da okuduğunuz onlarca masala rağmen çocuğunuzun yuttuğu lokma sayısı onu geçmiyorsa endişelenmeyin. Bırakın dilediği yemeği, dilediği kadar yesin hatta aç kalma hakkını bile kullansın. İnanın bir iki gün az yemekten zarar görmeyecek, sonradan kendi isteğiyle yemeye başlayacaktır. Hem de çalakaşık...
“Aşırı zorlayıcı davranmak çocuğu yemek yemekten soğutabilir”
Dr. Ayşe Sokullu (Çocuk Hastalıkları Uzmanı / Anadolu Sağlık Merkezi)
Yemek yedirirken ailelerin yaptığı en önemli hatalardan birisi, çocuğa karşı aşırı zorlayıcı davranmaktır. Bu tutum çocuğu yemek yemekten soğutabilir.
Yapılan diğer bir yanlış ise çocuğu pürüzsüz gıdalarla beslemeye çalışmaktır. Tavsiyem annelerin blender kullanımını minimumda tutmaları ve çocuğa çiğnemeyi öğretebilmek için erken yaşta katı gıdalar da vermeleri. Çocuğun sofrada oyun oynamasına izin vermek yardımcı olacaktır ama dikkati tamamen dağıtan oyunlar oynanmamalıdır. Çünkü çocuk, açlıkla yemenin ilişkisini kavrayabilmeli, o masada neden oturduğunu unutmamalıdır.
“Yemek masasını ailenin zevkle katıldığı bir konuşma ortamına çevirin”
Şebnem Turhan (Psikolog / Medical Park Bahçelievler Hastanesi)
Çocuklar yemek yeme alışkanlıklarını da diğer davranışları gibi anne ve babalarına bakarak şekillendirirler. Bu nedenle yemek masasını ailenin zevkle katıldığı bir konuşma ortamına çevirmek gerekir. Çocuk sofrada kurallara uyduğu zamanlarda övülmeli ve aksi hallerde kesinlikle baskıcı bir tavır sergilenmemelidir. Ayrıca beslenme ihtiyacının çocuktan çocuğa değişim göstereceği de unutulmamalıdır. Çocuğunuzu kardeşleri ve arkadaşlarıyla karşılaştırmak yerine kendi yemek yeme biçimine sahip olmasını destekleyin.
“Yemeğe gelmiyorsa bırakın aç yatsın”
Sevil Gümüş (Pedagog)
Bizim kültürümüzde annelerin çocuğa gereğinden fazla yemek yedirmek gibi bir alışkanlığı var. Ayrıca çocukların kendi başlarına yemek yemelerine de izin verilmiyor. Anneler kaşıkla çocuklarını kovalıyorlar. Çocuğunuzun kendi başına yemek yemesine izin verin. Dökse de yemeğe elini sokup tabakla oynasa da ona karışmayın. Masada beraber oturun, iyi vakit geçirmesini sağlayın. Yemek masasına gelmiyor ve sonra abur cubur istiyorsa buna izin vermeyin.


Powered By Blogger