27 Şubat 2009 Cuma

İLGİNÇ

allah rızası için bi ekmek parası

zawallı karpuzcuk
döwmenin canı sıkılmış ayaklanmış:)



SENİN AT ARADI


Kari koca kahvalti yaparken kadin bi anda elindeki tavayi kocasinin kafasina gecirir. Ne oldugunu anlamayan kocasi saskinlikla durumu sorar.Kadin: dün pantalonunu yikarken icinde üstünde Cigdem yazan bir kagit buldum. Bunun üzerine kocasi karicim o gecen gün üzerine bahis oynadigimiz atin ismiydi der. Bu aciklamayi yeterli bulan kadin pürnese icinde kahvaltisina devam eder. iki gün sonra yine kahvaltida bu sefer daha büyük bir tava ile kocasinin kafasina öyle bir vurur ki koca bir kac dakika kendini bilmeden masa üstünde yatakalmistir. Ayilinca karisina yine durumu sorar ve kadin cevap verir. Dün senin at aradi ...

evliler okuyun;BEKARLAR DERS ALIN

Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da... Evlili ğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan... Nedir bu dayatmalar?Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi...Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına 'hot' dediğinde oturmalı kadın... Yâda yumuşatıyorlar;-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı...Eğitimde de böyle... Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı... EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü... Yıllar içinde ben yaş landıkça o gençleşti,-'Ooo Can bey kapmışınız çıtı rı' esprilerine muhatap dahi oldum. EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım... Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...Bunu unutmadık biz.Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sen e. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik,Öfke bitip fırtına durulduğunda 'ama bi de böyle düşün' de dedik fikrimizi savunurken.Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç içi n savaşan neferlerdik bu hayatta... Asla bilmedik ne k adar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardı daima...Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık... Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında... Gece yarısı kapı aç ıldı esim;-'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu kapının eşiğinden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle... Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... 'k ay yana' dedi daracık yatakta. 'ne yapıyorsun?' dediğimde 'benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim' dedi... Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...Ve bence doğrusu da bu...Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç. Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift ol acaktık o listede...Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan... Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...Sadece gönlünüzden geçtiğince... Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;'...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insan a... CAN DÜNDAR

26 Şubat 2009 Perşembe

eywah eywah

Ecevit öldü hepimiz solcu olduk....... ........ .....!
Hrank Dink öldü hepimiz ermeni olduk....... .!
Barış Akarsu öldü hepimiz rack cı olduk....... .!
Allah Bülent Ersoya uzun ömür versin...... .....:)

KOCA TİPLERİİ :)

Kadın akşam işten çıkar. Çocuğu yuvadan alır. Markete geçer ıspanak alır. Koştura koştura eve döner. Çocuğu soyar, elini yüzünü yıkar. Kendi üstünü değiştirir. Mutfağa koşar. Bir yandan ıspanakları yıkar bir yandan çocuğun sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verir. Bir yandan sofrayı hazırlar… O DA NE YOĞURT ALMAYI UNUTMUŞTUR! Yoğurtsuz ıspanak olmaz Hemen kocasını arar.Kocadan Kocaya değişen cevaplar:
1) Ben geç geleceğim. Toplantım var. Yoğurtsuz yiyin ( laçkalaşmış koca)
2) Ben geç geleceğim Çok üzgünüm, tühhhhhh şimdi ıspanak da yoğurtsuz olmaz ki. E, yoğurt getireyim kapıdan bırakayım hemen döneyim, toplantı bu, kaçırsam olmaz. Mazallah dağlara taşlara işten atılma sebebim olur, sonra yoğurt dökecek ıspanak bile bulamayız. ( aldatan koca ya da eve gelmemek için bahane arayan koca ,ama bi yandan da vicdanı sızlayan koca..)
3) Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor........ (İşte bu aldatan koca)
4) Mendebur kadın ıspanağı aldın da yoğurdu niye almadın! ("kazma" tipi koca )
5) Igggghhhh yine mi ıspanak. Otlaya otlaya sığır olduk ("kalas" tipi koca)
6) Tamam alırım (monotonlaşmış koca)
7) Tamam alırım başka bir şey lazım mı? ( Normal koca)
8) Tamam hayatım alırım başka bir isteğin var mı? (İdeal koca)
9) Aman canııım, ıspanakla mı uğraştın? Yapmadıysan bırak ya dışardan söyleyelim ya da dışarıda yiyelim (Yok böyle koca)

24 Şubat 2009 Salı

Carpediem

Jerri, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile, "Bu adam bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor?" diye. Birisi nasıl olduğunu sorsa "Bomba gibiyim."Diye yanıt verirdi hep. "Bomba gibiyim..."Jerri doğal bir motivasyoncuydu. Yanındaki insanlardan biri o gün, kötü bir gündeyse, Jerri yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı. Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni. Bir gün Jerri'ye gittim "Anlayamıyorum." dedim. "Nasıl oluyor da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun? Nasıl başarıyorsun bunu? "Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerri bugün iki seçimin var. Havan ya iyi olacak ya da kötü derim. Her zaman havamın iyi olmasını seçerim.Kötü bir şey olduğunda yine iki seçimim var. Kurban olmak ya da ders almak. Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, yine iki seçimim var. Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben olumlu yanlarını göstermeyi seçerim."Yok yahu" diye dalga geçtim."Bu kadar kolay yani" "Evet...Kolay..." dedi Jerri. "Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kötü olmasını seçersin. Yani sen hayatını nasıl yaşayacağını seçersin."Jerri'nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu uzun yıllar görmedim. Ama hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine olumlu seçimler yaptığımda hep onu hatırladım. Yıllar sonra Jerri'nin başına çok talihsiz bir olay geldi. Soygun için gelen hırsızlar Jerri'yi delik deşik etmişler. Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde kurşunların bazıları hala vücudundaymış. Ben onu olaydan altı ay sonra gördüm. "Nasılsın?" diye sorduğumda "Bomba gibi" dedi. "Bomba gibi""Olay sırasında neler hissettin Jerri?" dedim. "Yerde yatarken iki seçimim var diye düşündüm. Ya yaşamayı seçecektim ya ölümü. Ben yaşamayı seçtim." "Korkmadın mı? Şuurunu kaybetmedin mi?" "Ambulansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep iyileşeceksin merak etme." dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerken doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum. Bu gözler bana "Bu adam ölmüş" diyordu. "Birşeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım.""Ne yaptın?" diye merakla sordum."Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak her hangi bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu. 'Evet' diye yanıt verdim." "Var" Doktorlar ve hemşireler merakla sustular. Derin bir nefes alarak kendimi topladım ve bağırdım."Benim kurşunlara alerjim var!.." Doktor ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım. "Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin. Otopsi yapar gibi değil. "Jerri, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının da büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni bir ders oldu. Hergün hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim ve herşeyin kendi seçimlerimize bağlı olduğunu.Bu yazıyı okudunuz.
Şimdi iki seçiminiz var:
1. Unutup gitmek,
2. Yazıyı dikkate alıp kesip saklamak, arkadaşlarınıza göndermek.Francie Baltazar Schartz'ın yazısını okuduktan sonra düşündüm,
iki seçimim vardı:
1. Çöpe atmak,
2. Birileriyle paylaşmak Ben seçimimi yaptım sizlerle paylaşıyorum .
Ya siz?...

EVİMİ ÖZLEDİMMM

pazar akşamından beri evime gitmedim çoook özledim evimi insanın evi gibi yokmuş hakikattende cuma günü kayınvalidem guatr ameliyatı oldu oyüzden orada kalıyorum haa durumu çok iyi zaten maşallah yani ben olmasanda idare edebilir ama aması ben okadar zor anlarımda tek başıma kaldımki ayağı kalkıp bir su içecek gücümbile olmadı ama malesef kimsecikler yoktu yanımda ben sadece aynı vefasızlığı yapmak istemedim biliyorum yine zor durumda olsam yine kimsecikler olmayacak umrumdada değil ben tekbaşımada ayakta durabiliyorum
şimdi tek artım tek desteğim oğlum oda bana iyi bakıyor zatennnn
bende onun için kendime iyi bakıyorum zaten

21 Şubat 2009 Cumartesi

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?2

İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.

Satrançta şah niçin o kadar pasiftir?
Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.

Bir hafta niçin 7 gündür?
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?
Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.

Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.

kayınvalide

Adamın birinin evinde yangın çıkmış. Komşuları yardıma koşmayıp olayı seyretmeye başlayınca iş başa düşmüş.. İlk önce oğlunu yangının içerisinden çıkarıp dışarda beklemesini söylemiş. Dalmış tekrar duman ve ateşin içerisine, kızını çıkartmış dışarıya. Sonra karısını, sonra köpeği ve kedisini. Daha sonra dışarı hiçbir şey getirmeden 3 kere daha içeri girmiş çıkmış. Onu seyreden komşularından biri sormuş:
- Niçin yanan eve girip çıkıyorsun dışarı hiçbir şey getirmiyorsun?" diye.
- "Kayinvalidem içeride!" demiş adam; "arada bir girip çeviriyorum!".

20 Şubat 2009 Cuma

SU ÇİÇEĞİ


yeni doğan dönemi dahil olmak üzere her yaşta görülebilen yaygın, çok bulaşıcı, viral bir hastalıktır. Etken herpes virüs ailesinden varisellazoster virüsü adlı bir virüstür.En sık okul öncesi yaşlarda görülür. Hastalığın en fazla görüldüğü yaşlar 5 yaş civarıdır. Buna rağmen ileri yaşlarda da görülmesi sözkonusudur. Kuluçka dönemi 10 – 21 gündür. Ancak hastalık genellikle temastan 14-16 gün sonra başlar. Hassas olan hemen bütün çocuklarda döküntü yapar. Bu döküntülerin sayısı değişik olabilir. Döküntülerin çıkmasından 24 ila 48 saat önce ateş, halsizlik, iştahsızlık, başağrısı ve bazen karın ağrısı görülür.Ateş orta derecede yüksektir ki bu yükseklik vakaların üçte birinde görülür. Bu belirtiler ilk döküntünün görülmesinden sonra 2 ila 4 gün daha devam edebilir. Döküntü önce topluiğne başı gibi, kırmızı lekeler halindedir.Bunların çoğu birkaç saat içinde papül dediğimiz kabarık, kırmızı görüntüyü veya vezikül şeklini alır, yani içi sıvı ile dolar ve vücuda dağılır.Yayılma önce yüz ve saçların arasından başlar, sonra aynı gün sırt, göğüs, karın, kol ve bacaklara doğru yayılır; yani merkezden etrafa doğru sentripedal denilen bir dağılma şekli vardır. Veziküller, yani içi sıvı dolu su çiçeği döküntüleri, ince duvarlı şeffaf olup yuvarlak veya oval şekildedir; kendiliğinden kolayca açılabilir ve içlerinden berrak bir sıvı akar. Eğer bu sıvı akmaz da vezikül kendi halinde kalırsa ortasında göbeklenme görülür. İlk döküntüleri izleyen günlerde hafif ateş yükselmesi görülebilir ve sonra başka döküntüler de çıkar. Döküntülerin bir kısmının üzeri giderek kurur ve esmer bir kabukla örtülür. Su çiçeği döküntülerinin bir özelliği vardır; döküntülerin herbiri ayrı bir yaştadır. Bu nedenle yeni döküntü çıkarken diğer döküntü göbeklenir veya öteki döküntü kabuklanır; dolayısıyla değişik bir tablo ortaya çıkar, bu tabloya yıldız haritası denir. Su çiçeği döküntüleri boğaz, yanak, dudak, dişeti, dil, damak, gırtlak ve genital organlarda bile çıkabilir. Ses telleri kenarında olursa su çiçeği krupu adını alır. Döküntülerin devamı ortalama 6 gün kadardır. Kabuklar iki haftada düşer. Bu döküntüler genelde kaşıntılıdır.Hastalıkta ortalama döküntü sayısı 300 kadardır. Bu sayı 10 ila 1500 arasında değişebilir. Büyük yaş gruplarında, döküntü sayısı daha fazla olur, yeni döküntülerin ortaya çıktığı süreç daha uzun bir süreçtir ve yaş ilerledikçe hastalık daha ağır seyretme meylindedir. Egzamalı çocuklarda veya yakın zamanda güneşte yanmış çocuklarda döküntülerin daha yaygın olarak görüldüğü bilinmektedir. Kabuklar döküldükten sonra o bölge derisinde renk açılması veya kahverengileşme (hiperpigmentasyon) görülebilir. Bu geçici bir durumdur; bir kaç gün veya hafta sonra deri normal rengini alır. Eğer döküntünün içindeki sıvıda mikrop çoğalırsa veya çocuk kaşır da bu şekilde döküntü enfekte olursa o zaman su çiçeği ile ilgili ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir.


biz geçen sene temmuz ayında çıkarttık tam tatil sırasında çok problemli geçmedi allahtan.Yiğitin en çok kol ve bacaklarında dküntü oldu tabi biz su çiçeği olduğunu anlayana kadar girdiği havuzun klorlu suyuda döküntülerimizi çok kötü hale getirdi ama 2 hafta içinde kabuklandı ve döküldüler hiç izde kalmadı o yüzden çok mutluyum

EĞER BİR ÇOCUK.....

Çocuk yaşadıklarından öğrenir...
Eğer bir çocuk eleştiriyle yaşarsa,kınamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanlıkla yaşarsa, savaşmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk utançla yaşarsa, suçlu hissetmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörü ile yaşarsa, sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övgüyle yaşarsa, değer vermeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alayla yaşarsa, utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk adil yaşarsa, adaleti öğrenir.
Eğer bir çocuk güvenceyle yaşarsa, inanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk dürüstlükle yaşarsa, doğruyu öğrenir.
Eğer bir çocuk yüreklendirmeyle yaşarsa, kendine güvenmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk arkadaşlıkla yaşarsa, dünyada sevgiyi bulmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk onaylamayla yaşarsa, kendinden hoşlanmayı öğrenir.
Dorothy Law Nolte

ANTARESSSS














dün akşam babamıza birazyalnız kalmak istediğimi söyledim sağolsun oda yiğiti alıp antarese götürmüş çokda eylenmişler bende evde kafamı dinledim walla arada bir böyle yapmak gerekiyor muş demekki

19 Şubat 2009 Perşembe

ahirette 2 kadın

- Selam, benim adım Wanda .
- Selam, benimki de Slyvia, sen nasıl öldün?
- Donarak öldüm.
- Ne kadar korkunç. -
Yok o kadar kötü değildi, soğuktan titremem geçince ısınmaya başladım ve uyku bastı, sonunda huzur dolu bir ölüm.
- Peki sen nasıl öldün?
- Ağır bir kalp krizi geçirdim. Kocamın beni aldattığını sandım, onu iş üstünde yakalamak için eve erken geldim, fakat evde tek başına televizyon seyreder halde buldum.
- Sonra ne oldu?
- Kesinlikle evde başka bir kadının olduğundan emindim, bütün evi aramaya başladım. Çatıyı, yatakların altını her yeri aradım fakat bulamadım. Ararken aşırı yorulmuşum, kalp krizi geçirdim ve öldüm.
- Ah be güzelim bir de derin dondurucuya baksaydın, şu anda ikimiz de yaşıyor olacaktık.

MAYDONOZUN FAYDALARI

Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten ) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi gelir. Ayrıca potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden de zengindir. Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. İnce bağırsaktaki peristaltik hareketleri arttırır. Bir tutam maydanoz günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar.* Kanı temizler, kansızlığa, mesane iltihaplanmasına, kum, böbrek taşı ile tansiyona, şişmanlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına, damar sertliğine etkilidir. Maydanoz suyuna bal ve limon ilave edilerek günde 1-2 bardak içilir. Böbrek rahatsızlıklarında; 4 bardak suya 1 demet maydanoz yıkanır konur, 5 dakika kaynatılır, süzülür. Günde 3 kere 1'er çay bardağı içilir.* Tohumları idrar ve safra söktürücü, adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri vardır. Maydanoz, aybaşı sancılarını keser, adetleri düzenler, ağrıları giderir, akıntıları keser. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Gazın dışarı atılmasını sağlar.* Grip ve nezleyi geçirir, balgam söktürür, terletir, ateş düşürür. Kan şekerini normal seviyede tutar, kansere karşı koruyucudur, vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, romatizma hastalığına ve sarılığa iyi gelir.* Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir demet maydanoz rahat uyumayı sağlar. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.* Anne sütünü azaltır. Emzikli kadınların süt kanalı tıkanmalarında maydanoz lapası uygulanır. Yara, kesik ve morartıları iyileştirir. Kulak ve diş ağrısına iyi gelir.* Afrodizyaktır* Sivilceli, lekeli, pürüzlü ve kırışık ciltlerde parlaklılık ve pürüzsüzlük verir. 2 bardak kaynatılmış suda, 1 demet yıkanmış maydanoz sapları ile beraber üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dk. Kaynatılır.20 dk. Demlenmeye bırakılır süzülür. Böylece etkili cilt losyonu ve lapası elde edilir.Temiz cilde lapası sürülüp 20 dk bekletilir, sonra süzülen maydanoz suyu ile cildi yıkanır. Her gün günde birkaç kez uygulanır.* Saçları besler, parlatır, dökülmeyi yavaşlatır. Saçlar maydanoz suyu ile yıkanır.* Arı ve haşarat sokmalarında sokulan yere sürülürse ağrıyı giderir.KULLANILIŞI: Birkaç taze yaprak, bir litre suda kaynatılarak günde iki fincan içilir. Kuru yapraklardan elde edilen toz, günde iki tutam içilebilir. Kompres ve gözler için losyon ve şampuanı yapılır. Astım, menopoz, ağrılı adet görme ve öksürük için yukarıdaki kaynamaya birkaç kök ve yarım avuç tohum atılarak el ayak banyoları yapılır. Lapası kıyılmış yapraklardan yapılır.* Şeker hastalığında: 3 demet maydanoz ezilir, 6 bardak suya konulur, üstü kapatılır, 30 dakika demlemeye bırakılır, sonra süzülür, üzerine 1,5 su bardağı taze sıkılmış limon suyu ilave edilir. Her gün sabahları aç karnına 1 bardak içilir.UYARI: Maydanoz suyu 60 gr'dan fazla ve tek başına içilmemeli. Havuç-elma suyuyla içilebilir. Böbrek iltihabı olanlar yememelidir.

17 Şubat 2009 Salı

kansızlık için ıspanak kürü

Latince adı, anemi olan, ama halk dilinde kansızlık olarak bilinen bu hastalık, son derece ciddi bir rahatsızlıktır ve derhal tedavi edilmesi gerekir. Doktorunuzun tavsiyeri yanısıra, bedeninize zarar vermeyecek bitkisel yollara başvurabilirsiniz. Bu bitkilerden birisi de ıspanak. Temel Reis'in meşur güç kaynağı ıspanak, kansızlık için mükemmel bir çözüm. Dr Erkan Topuz'un Önerisi ;
ANEMİ İÇİN ERKAN TOPUZ DAN SEBZE SUYUProf. dr. erkan topuzun anemi ( kansızlık) hastaları için önerdiği sebze suyunun tarifi:MALZEMELER : *ıspanak *turp *havuç *maydonozYAPILIŞI : Bu dört sebzeyi, ayıklayıp iyice yıkandıktan sonra katı meyve sıkacağından geçirin ve elde edeceğiniz sebze suyunu için. bu karışım anemi rahatsızlığınıza çok iyi gelecektir.Şimdide diğer önerilerine bakalım.* Zayıflamak için diyet yapanlar ayda 1- 1,5 kilodan fazla vermeyin .çünkü hızlı kilo verme kansere en büyük davetiyedir* Çiğ sebze meyve , balık tüketin* Beyaz undan, yağdan, beyaz şekerden, ve tuzdan uzak durmaya özen gösterin. Kaya tuzu tüketmek en sağlıklısı.* Balık tüketme alışkanlığı kazanın ve çocuklarınızı da balık yemeye teşvik ediniz. Mam dip balıklarından uzak durmaya özen gösterin.

Neşeli bir çocuk yetiştirmenin yolları

Neşeli ve mutlu olmak, çocuğun anne babasından alabileceği en büyük hediyelerden biridir. Şunu da belirtmek gerekir ki, anlık neşe ve sevinçle (Örneğin çocuğa yeni bir oyuncak ya da yiyecek türü bir şey almak) sürekli sevinç ve mutluluk arasında derin bir farklılık vardır. Doğrusu çocuklar gezmek ister ve büyükler gibi derin bir mutluluk duymaya ihtiyaçları vardır. Gerçek neşe, çocuğunuzun ruhunu etki altına alan ve onda dünyanın her şeyi güzeldir hissi uyandıran daha derin bir konudur. Uzmanlara göre neşeli çocuğun belirli özellikleri vardır. Bu cümleden; Onur, anlayış ve kendine hâkim olmayı sayabiliriz. Bu özelliklerin oluşturulup geliştirilmesi sanıldığından daha kolaydır. Burada, çocuğunuza yardımcı olup hayata pozitif bakabilmesini sağlayacak 11 metot sıralanmıştır
1- Eski Uğraşlardan Faydalanın
Başarılı çocuklar genellikle neşeli olanlardır; ama hayatın problemlerine karşı çocuğunuzu hazırlamak amacıyla harcadığınız çaba, onun zamanının tamamını çeşitli programlarla doldurmanıza sebep olur. Baskının azalması için bütün çocukların bir zamana ihtiyacı vardır. Oyun ya da ders esnasında onlara bir mola verin ve bırakın hayalleri onları yönlendirsin ve özgürce oyun oynasınlar. Mesela fırsat bulduklarında haşere avlasınlar; kardan adam yapsınlar veya ağ ören örümceği seyretsinler. Bunlar, çocuğun hayal duygusunun gelişmesine ve dünyayı kendi adımlarıyla keşfetmelerine sebep olur.İyisi mi sizler de meşgale dolu programlarınızı azaltın ve biraz olsun onlara eşlik edin.
2- Başkalarına Yardım Etmeyi Çocuklarınıza Öğretin
Neşeli olabilmesi, büyük bir topluluğun değerli bir üyesi olduğunu ve başka bireylerin hayatına anlam katabileceğini hissetmesi için yardım etmeyi öğrenmeli. Uygun fırsatlar yaratarak bu duyguyu onda uyandırın. Artık ona lazım olmayan eski oyuncaklarını kaldırın ve ondan ihtiyacı olan ailelere vermesini isteyin ya da bir markette fakirlere verilmek üzere bir miktar gıda maddesi almasını isteyin.Çocuklar başkalarına yardımın hazzını küçük yaşlarda alabilirler. Örneğin siz fazla kumaş kırıntılarından bir bebek yaparken, iki yaşındaki çocuğunuz size yardım edebilir ve bebeğin gözünün ve ağzının nerde yer almasını söyleyebilir.
3- Çocuğunuzla Birlikte Fiziki Faaliyetleriniz Olsun
Çocuğunuzla birlikte yürüyüşe çıkın; oyun oynayın veya bisiklete binin. Böyle yaparak çocuğunuzun bünyesini güçlendirmenin yanı sıra onu neşelendirir ve yüzünün gülmesini sağlarsınız. Çocukları faal tutmak, streslerini azaltır ve enerjilerini sağlıklı bir şekilde boşaltmalarını sağlar. Sağlıklı çocukların fiziksel güçleri daha fazladır. Çocuklar dış görünümlerine üzülmekten ziyade, yaptıkları işlerle iftihar ederler. Çocuğunuzu ilgi duyduğu işe teşvik ederseniz, onu neşelendirmek için yeni bir metot kullanmış olursunuz.
4- Çocuklarınızla Birlikte Gülün
Çocuklarınıza espri yapın; komik şiirler okuyun. Gülmek çocuğunuz ve kendiniz için faydalıdır. Bunun tam anlamıyla fizikî bir delili şudur ki; güldüğünüz zaman üzüntü ve ıstırap gider ve daha fazla oksijen alarak rahatlarsınız.
5- Çocukları Överken Yaratıcı Olun
Çocuğunuz hedefinde başarıya ulaştığı zaman veya bir beceri kazandığında, “iyi yapmışsın” cümlesiyle yetinmeyin. Etkili bulduğunuz detaylara işaret edin. Mesela şöyle deyin: “Kitabın özetinde kahramanın vasfı için öyle bir metot seçtin ve öyle güzel ki, onun hayatta olduğunu hissediyorum.” Ya da şöyle deyin: “O ağaçların resmini yapmak için kullandığın metodu çok beğeniyorum.” Böyle bir davranış, resmi bir şekilde sırtına vurarak ‘Aferin’ demekten daha anlamlıdır. Genel olarak teşvikte ifrata kaçmayın. Dördüncü sınıf öğretmenlerinden biri şöyle der: “Önceleri her Perşembe öğrencilere ödül verirdim fakat daha sonra görevlerini yerine getirmek için değil, ödül almak için çalıştıklarının farkına vardım.” Çocuğunuzun gerçek hoşnutluğun bir işi yapıp tamamlamakta olduğunu idrak etmesine çaba gösterin.
6- Eğer çocuğunuz kötü huylu ve bahaneci ise, hasta değilse muhtemelen açtır. Yemek zamanı değilse ara öğünlerden faydalanın; ama ara öğünü gıdalı yiyeceklerden olmasına dikkat edin; sadece karın doyurma maksatlı olmasın. İyi yemek, bahanecilik gibi ani davranış değişikliklerini azaltır ve sağlıklı olma hissini uyandırmaya iyi gelir. Faydalı ara öğünler şunlardan ibarettir: Az yağlı yoğurt, taze veya kuru meyve, buğday ekmeği, tereyağı ve reçel.
7- Gülümse
Bir çocuğa hiçbir şey tatlı bir gülümsemeden daha fazla güven duygusu veremez. Bu gülümseme, “Seni seviyorum” un kısa ve faydalı özetidir. Gülerken kucağınıza alın onu. Unutmayın ki, bu gülümsemeler ve kucağa almalar sadece çocuğunuz için değil, sizin için de yararlıdır.
8- Çocuklarınız8ın Sözlerini Dikkatle Dinleyin
Çocuğunuz için hiçbir şey, tüm dikkatinizin onda olduğundan daha önemli değildir. O esnada zihninde olanları size söylüyor. Daha iyi dinleyici olmayı istemez misin? Tüm dikkatinizi çocuğa verin. Güncel işlerinizle meşgulken çocuğunuz konuşmaya başladığında, bütün işlerinizi bırakın ve dikkatinizi ona yöneltin. Hiçbir zaman sözünü kesmeyin; düşüncelerini bölmeyin; hatta daha önce aynılarını duymuş olsanız bile. Sözünü kesmeden tüm dikkatinizle çocuğun sözlerini dinleyebileceğiniz altın fırsatlar, araba kullanırken çocuğunuzun yanınızda olması ve gece yatar kendir.
9- Salt İdealizmi Bırakın
Hepimiz çocuklarımızın her işi en iyi şekilde yapmasını isteriz. Fakat onların yaptıklarını tamamlamaya ve düzenlemeye kalkıştığımızda, ister istemez onların güven duygularını zayıflatmış oluruz. Ünlü bir yazar şöyle der: “Bir anne çocuğunun temizlemeği unuttuğu bir yeri tekrar temizlerse, ona kendisinin o işi iyi yapamadığını söylemiş gibi oluru ve maalesef çocuklar çok çabuk inanırlar yeterliliklerinin olmadığına.Bir kez daha çocuğunuzun tamamlayamadığı bir işi yapmaya kalkıştığınızda kendinize sorun:1- Bu konu, sağlık gibi hayati bir konumudur?2- Bu konu 10 yıla kadar öylece kalacak bir konu mu?Cevabınız olumsuzsa, yani o iş önemli bir konu değilse, bırakın çocuk bildiği gibi yapsın. Beceri kazanması için çocuğa yardım etmek, anne babanın görevlerinin büyük bir bölümünü teşkil eder. Çocuğunuzla aranızdaki sevgi bağı, onun masayı toplarken çatalı yerine koyup koymadığından daha önemlidir.
10- Çocuğunuza Sorunlarını Halletmesini Öğretin
Ayakkabısının bağını bağlamaktan caddeyi güvenli şekilde geçmeye kadar çocuğunuzun kazandığı her beceri, bağımsızlığa ve kendine güvene atılan bir adımdır. Hatta onun bu konularla karşılaşabileceği ve üstesinden gelebileceğini bilmek, onun kendisiyle barışık olmasına yardımcı olur. Çocuk, oyun arkadaşından eziyet görme ve dağılan puzzlelerini dizme gibi bir sorunla karşılaştığında, ona şu şekilde yardımcı olabilirsiniz:1- Sorununu teşhis edin.2- Onun aklına gelen çözüm yolu olup olmadığını sorun.3- Nelerin o meseleyi çözeceğini belirleyin.4- Onun tek başına mı yoksa sizin yardımınızla mı ilerleyeceğine karar verin.5- Yardımınıza ihtiyacı olduğunda, yardım edeceğinize inandırın.
11- Çocuklarınıza Kendilerini İspat Etme Fırsatı Verin
Her çocuğun kendine has yeteneği vardır. Yeteneğini göstermesine neden izin vermezsiniz? Kitap okumayı mı çok sever? Yemek yaparken size kitap okumasını isteyin. Alışverişe gittiğinizde bırakın o seçim yapsın. Çocuğunuzun sevdiği işlere ortak olmanız, o işleri yapmanın etkisi altında kaldığınızı gösterir.
cocukbakicisi.com dan alıntıdır

CANIM ARKADAŞIM

oğlum ve gelinim





bu çocuklar birbilerini çok seviyorlar umarım hep birlikte büyürler

15 Şubat 2009 Pazar

OĞLUMSUZ İLK GECEMİZ

bebeğim bugün bizimle değil onu babanesine bıraktık (eminim oşimdi halalarıyla oynamış,yorulmuş,mışılmışıl uyuyodur) hem o alışsın diye hemde biz birbirimize zaman ayıralım diye ama her cümlem yiğitle başlıyor yiğitle bitiyor özledim onu şimdiden hemde çokkkk
çok mu gerekliydi bilmiyorum sanki kendimize zaman ayırdıkda ne olduki anladımiki yiğitim benim tamamamen hayatım olmuş çok komik durumdayım anlatamam dokunsalar ağlarım sanki oyuncağımı aldılar elimden..
eşimmi ?o uyuyalı yarımsaati geçtibile yaniiii boşuna eziyet ettim kendime babanneden alıp eve gelseydik bile küçük prensim uyurdu arabada zaten bakalım sabah onun sesi olmadan uyandığımda ne olacak bilmiyorum???
ühühühühüüüüü

14 Şubat 2009 Cumartesi

OSMANLI TARİHİNDE İLKLER 1

- Osmanlıların ilk Beylik merkezleri ve bir bakıma ilk başkentleri Söğüt Kasabasıdır. Daha sonra sırasıyla Yenişehir, Bursa, Edirne ve İstanbul başkent oldu.
- Osmanlı tarihinde ilk savaş,1284 yılında Bizans tekfurlarıyla yapılan Ermeni Beli savaşıdır.
- Osman Beyin ele geçirdiği ilk kale Kolca . Hisar Kalesidir (1285).
- Osman Beyin ilk askeri anlaşması 1306 yılında yılında Ulubad Tekfuru ile yapılan anlaşmadır.
- İlk fethedilen ada, 1308 yılında alınan İmrali Adasıdır.
- İlk barış anlaşması, 1330 yılında Orhan Gazi ile Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos arasında imzalanmıştır.
- "Rumeli" adı verilen Avrupa yakasında ilk ele geçirilen yer, Geliboluda Orhan Gazi in büyük oğlu Süleyman Paşa tarafından alınan Çimpe limanıdır.
- "Sikke" adı verilen ilk Osmanlı madeni parası Orhan Gazi adına 1327 yılında basılmıştır.

SOFRA DÜZENİ




Resmi masa nasıl kurulur ?
Kalabalık ve süslü bir masaya oturduğunuz zaman en dışta bulunan çatal-bıçaktan başlayacağınızı daima hatırlayın. Yemek yemek için çatalı sağ elinize alabilirsiniz.







Gayri resmi sofra kurma şekli
Resmi sofra kurma şekline göre daha sadedir. Tabağın yanında bulunan çatal ve bıçak ana yemek içindir. Çorba kaşığı bıçağın sağ tarafına koyulur. Tabağın üst kısmına tatlı çatal ve bıçak koyulur. Servis edilecek diğer yemekler için ayrıca çatal-bıçak getirilir.
Masanızı menü ve yer kartlarıyla süsleyebilirsiniz.
Misafirlerinizi davet hakkında ne kadar bilgi verirseniz kendilerini o kadar rahat hissederler.
Menü kartları
Misafirleri yemek hakkında bilgilendirmek için masada herkesin görebileceği bir yere koymanız yeterli.
Yer kartları
Ortak sohbet noktaları olan kişileri biraraya oturtabilirsiniz. Ancak hitabeti güçlü olan kişileri farklı masalara oturtmaya özen göstermeniz daha uygun olacaktır.
Menü ve yer kartlarının uygun ebatlarda olmasına ve okunaklı yazılmasına özen gösterin.

11 Şubat 2009 Çarşamba

yavru kartal
















küçüük prens

her zaman baş tacıı
basınında başının tacı

Agustosböceği İle Karınca

Ağustosböceği bütün yaz

Saz çalmış, türkü söylemiş.

Karakış birden bastırınca

Şafak atmış zavallıda;

Bir şey bulamaz olmuş yiyecek:

Koca ormanda ne bir . kurtçuk, ne bir sinek.

Gitmiş komşusu karıncaya:

— Aman kardeş, demiş, hâlim fena; Bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim,

Hem de faizi maiziyle; Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama Eli sıkıdır: Can verir, mal vermez.

— Sormak ayıp olmasın ama, demiş; Bütün yaz ne yaptınız?

— Ne mi yaptım? demiş ağustosböceği; Gece gündüz türkü söyledim;

Fena mı ettim sizce?

— Yoo, demiş karınca, ne mutlu size; Ama hep türkü söylemek olmaz; Kışın da oynayın biraz.

29

KARGA İLE TİLKİ

Bay karga konmuş bir dala Koca bir peynir ağzında. Tilki kokuyu almış gelmiş:

— Günaydın, Sayın Karga, demiş; Bu ne güzellik böyle: Bakmaya doyamıyorum size.

Şu tüylere bakın, pırıl pırıl;

Sesiniz bilmiyorum nasıl;

O da renginiz kadar güzelse

Ne yalan söyleyeyim

Bu ormanda güzel yoktur üstünüze.

Karga bu sözlere bitmiş:

— Şuna bir gak diyeyim de ses görsün, demiş; Gak der demez peynir düşmüş, tilki yutmuş.

— Kara bayım, demiş kargaya; Şu sözümü hiç unutma, Kaptırdığın peynire değer: Her dalkavuk çıkarı için över, Yüzüne güler, peynirini yer. . Karganın aklı gelmiş başına

İş işten geçtikten sonra.


Lafonten Hikayeleri La Fonten Hikayeleri Fabl Hikayeleri
Jean de La Fontaine
Powered By Blogger