sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2009 Perşembe

Çocuğunuza Günde üç öğünde ısrar etmeyin!

Yemek saatlerinde bir elinizde tabak bir elinizde oyuncakla çocuğunuzun peşinden koşmanıza gerek yok. Bırakın canı ne kadar istiyorsa o kadar yesin. Israr etmek yerine ona seçme şansı tanıyın ve en önemlisi bu seçime saygı duyun
Annelerin en büyük kabuslarından biri çocuklarının yeterince yemek yememesidir. Hatta
birçoğumuz çocukken bu kalıplaşmış inanış nedeniyle saatlerce sofrada oturmak zorunda kalmış, “yeterince” yemek yemediğimiz için de en sevdiğimiz televizyon programını izlemeden erkenden yatağa gitmişizdir.
Oysa çocuk hastalıkları uzmanları ve pedagoglar ebeveynlerin yemek konusunda sergiledikleri bu baskıcı tavrın çocuğu onlarla inatlaşmaya sürükleyip yemek yemekten soğuttuğu görüşünde.
Arkadaşınızın kızı her kaşığa iştahla saldırıyor sizinki burun kıvırıyorsa ya da okuduğunuz onlarca masala rağmen çocuğunuzun yuttuğu lokma sayısı onu geçmiyorsa endişelenmeyin. Bırakın dilediği yemeği, dilediği kadar yesin hatta aç kalma hakkını bile kullansın. İnanın bir iki gün az yemekten zarar görmeyecek, sonradan kendi isteğiyle yemeye başlayacaktır. Hem de çalakaşık...
“Aşırı zorlayıcı davranmak çocuğu yemek yemekten soğutabilir”
Dr. Ayşe Sokullu (Çocuk Hastalıkları Uzmanı / Anadolu Sağlık Merkezi)
Yemek yedirirken ailelerin yaptığı en önemli hatalardan birisi, çocuğa karşı aşırı zorlayıcı davranmaktır. Bu tutum çocuğu yemek yemekten soğutabilir.
Yapılan diğer bir yanlış ise çocuğu pürüzsüz gıdalarla beslemeye çalışmaktır. Tavsiyem annelerin blender kullanımını minimumda tutmaları ve çocuğa çiğnemeyi öğretebilmek için erken yaşta katı gıdalar da vermeleri. Çocuğun sofrada oyun oynamasına izin vermek yardımcı olacaktır ama dikkati tamamen dağıtan oyunlar oynanmamalıdır. Çünkü çocuk, açlıkla yemenin ilişkisini kavrayabilmeli, o masada neden oturduğunu unutmamalıdır.
“Yemek masasını ailenin zevkle katıldığı bir konuşma ortamına çevirin”
Şebnem Turhan (Psikolog / Medical Park Bahçelievler Hastanesi)
Çocuklar yemek yeme alışkanlıklarını da diğer davranışları gibi anne ve babalarına bakarak şekillendirirler. Bu nedenle yemek masasını ailenin zevkle katıldığı bir konuşma ortamına çevirmek gerekir. Çocuk sofrada kurallara uyduğu zamanlarda övülmeli ve aksi hallerde kesinlikle baskıcı bir tavır sergilenmemelidir. Ayrıca beslenme ihtiyacının çocuktan çocuğa değişim göstereceği de unutulmamalıdır. Çocuğunuzu kardeşleri ve arkadaşlarıyla karşılaştırmak yerine kendi yemek yeme biçimine sahip olmasını destekleyin.
“Yemeğe gelmiyorsa bırakın aç yatsın”
Sevil Gümüş (Pedagog)
Bizim kültürümüzde annelerin çocuğa gereğinden fazla yemek yedirmek gibi bir alışkanlığı var. Ayrıca çocukların kendi başlarına yemek yemelerine de izin verilmiyor. Anneler kaşıkla çocuklarını kovalıyorlar. Çocuğunuzun kendi başına yemek yemesine izin verin. Dökse de yemeğe elini sokup tabakla oynasa da ona karışmayın. Masada beraber oturun, iyi vakit geçirmesini sağlayın. Yemek masasına gelmiyor ve sonra abur cubur istiyorsa buna izin vermeyin.


5 Haziran 2009 Cuma

Çocuklarda Sinüzit

Sinüsler burun etrafındaki kemikler, üst çene kemikleri ve alın kemiği içinde bulunan hava dolu boşluklardır. Bu boşluklar iltihaplandığında ortaya çıkan enfeksiyona sinüzit adı verilir. İltihaplanmanın nedeni, bakteri veya virüs cinsi mikroplardır, bazen de her iki tür birlikte bulunabilir.
Belirti ve Bulguları :Sinüzit, belirtilerin süresi 1 aydan kısa ise akut, 1-4 ay arasında ise subakut, 4 aydan uzun ise genellikle kronik olarak gruplandırılır.
Akut sinüzit, farklı yaş gruplarında farklı belirtiler verebilir. Erişkinlerde ve büyük çocuklarda burun tıkanıklığı; sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı; gözlerin etrafında ağrı; diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı; kafada basınç hissi; öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtileri bulunabilir. Bazen de kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı şikayetleri görülebilir.
Küçük çocuklarda da yukardaki şikayetler bulunabilir, ancak genellikle bu şikayetlerini iyi ifade edemezler. Hastalık, yüksek ateş ve iltihaplı burun akıntısı nedeniyle her zamankinden biraz daha şiddetli ve 10 günden daha fazla uzamış bir "
soğuk algınlığı" zannedilebilir.
Subakut sinizit veya kronik sinüzit bulunan çocuklarda belirtilerin süresi bir aydan uzundur. Anormal renkte burun akıntısı, burun tıkanıklığı, özellikle geceleri artan öksürük, horlama ve uyku bozukluğu belirtileri görülebilir. Ateş, akut sinüzitte olduğu kadar sık görülen bir belirti değildir.
Hastalığın önlenmesi :Günlük hayatınızdaki koşullarda küçük değişikler yaparak çocuğunuzda sinüzit riskini azaltabilirsiniz. Örneğin, kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan havayı, solunum yolları için ideal olan %35-%50 nem oranına ulaşacak şekilde bir nemlendirme cihazı ile nemlendirmek yararlıdır. Yaz aylarında çocuğunuz yüzme havuzuna giriyorsa, başını suyun dışında tutmasını ve derine dalmamasını tavsiye ediniz. Sigara içiyorsanız, bırakınız. Çocuğunuz allerjik bünyeliyse, allerji önlemlerine ve tedavisine her zaman özen gösteriniz.
Hastalığın süresi :Çocukların çoğunda akut sinüzit ya kendiliğinden, ya da antibiyotik tedavisi ile genellikle 2-3 hafta içinde iyileşir. Kronik sinüzit bile antibiyotik tedavisi ile düzeltilebilir.
Evde uygulanabilecek tedavi :Eğer doktorunuz antibiyotik tedavisi önerdiyse, ilaçları önerilen doz ve sürede kullanınız. Böylece sinüzite neden olan bakteri türü mikroplar tamamen yok edilecek ve tekrar sinüzite neden olacak şekilde üremeleri önlenebilecektir.
Bir nemlendirme cihazı ile oda havasını nemlendiriniz. Eğer çocuğunuz iltihaplı sinüs bölgesinde ağrıdan şikayet ediyorsa, ağrıyan bölge üzerine ılık bir havlu koyarak onu rahatlatabilirsiniz. Eğer doktorunuz onaylıyorsa, burun tıkanklığı için çocuk burun damlalarını 5 günü geçmemek koşuluyla kullanabilirsiniz.
Tıbbi tedavi :Sinüzit, kullanma süresi 3 haftaya kadar çıkabilen ve genellikle ağızdan verilen antibiyotikler ile tedavi edilir. Doktorunuz antibiyotikle birlikte, dekonjestan maddeler içeren ve daha çok soğuk algınlığı ilacı olarak bilinen ilaçlardan da önerebilir. Allerjiye karşı kullanılan antihistaminikler, allerjik bünyeli çocuklarda yararlı olabilir

www.saglikbilgisi.com

21 Mayıs 2009 Perşembe

BRONŞİT

Bronşit, büyük bronşları, yani soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularım örten mukoza dokusunun akut ya da kronik iltihabıdır. iltihap bronşiyol denen küçük bronşlarda oluşursa bronşiolit adıyla anılır.


AKUT BRONŞİT
Akut bronşit sıradan bir hastalık olarak kabul edilir ve soğuk algınlığının ardından gelişir. Çok yaygındır. Hastalık etkeni genellikle üst solunum yollarında önceden bulunan ve sık rastlanan virüslerdir. Başlangıçtaki virüs enfeksiyonu-na daha sonra eklenen bakteri enfeksiyonu bile fazla önemli değildir. Gelişen bu komplikasyon yaygın kullanılan birkaç antibiyotikle kolayca denetim altına alınabilir.


HASTALIĞIN NEDENLERİ
Akut bronşitin iki temel nedeni vardır:
Enfeksiyonlar ve fizikokimyasal etkenler. Soluk borusu ve bronşların iltihabı, üst solunum yollarında (burun, boğaz, gırtlak) grip enfeksiyonu sırasında çok sık gelişen bir komplikasyondur. Boğmaca ve kızamık sırasında da soluk borusu ve bronş enfeksiyonlarına sık rastlanır.
Özellikle gençlerde görülen akut bronşitlerde, başlıca etken bakterilerden çok virüslerdir. Ama bakteriler de akut bronşit etkeni olabilir. Bakteriler bronş-lara hava ya da kan yoluyla ulaşabileceği gibi, solunum yolu mukozasında saprofit olarak da, yani normal koşullarda bir hastalığa yol açmadan bulunabilir. Herhangi bir nedenle organizmanın direnci zayıflar ve savunma sistemi etkisiz kalırsa, enfeksiyona yol açabilen saprofit bakteriler de bronşit etkenine dönüşebilir.
Fizikokimyasal etkenler içinde genellikle gaz halinde havada asılı olarak bulunan ve bronş mukozasına zarar veren birçok madde yer alır. Fabrika ve ev bacaları ile taşıtların egzos borularından çıkan dumanlar ve solunum yollarında iltihaba yol açtığı kesinlikle bilinen sigara dumanı bunların basında gelir.

Hazırlayıcı Etkenler
Hastalığı hazırlayıcı etkenlerin basında çevre ve iklim koşulları yer alır. Ani sıcaklık değişikliklerinde, sürekli sıcak ve kuru ya da tam tersi tozlu ve nemli ortamlarda solunum yollannın koruyucu sıvı salgısı azalır. Ani bastıran soğuklar ve hava değişimleri gibi etkenler solunum yolları hastalıklarının daha çok sonbahar ve kış aylarında görülme-sinin başlıca nedenidir.

Akut bronşitin öbür etkenleri ise soğuk algınlığı, burun orta bölmesi eğriliği (deviasyon) ya da polip gibi oluşumlardır. Üst solunum yollannın, yani burun, boğaz, gırtlak ve soluk borusunun enfeksiyonlarına neden olan soğuk algınlığından başka öteki iki etken de burun solunumunu engeller. Dolayısıyla bunlar solunumun ağız yoluyla yapıl-masına, sonuç olarak yeterince ısıtılmamış ve nemlendirilmemiş bir havanın solunmasına neden olur.


HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Özellikle soğuk algınlığı sonrasında öksürükle birlikte hafif ateş (37,5°C-38,5°C) görülür. Soluk borusu ve bronşlarda gelişen iltihap göğsün orta bölümünde, göğüs kemiğinin arkasın-da, öksürüğün artırdığı bir ağrıyla birlikte ortaya çıkar. Bazen daha hafif olan ağrılar bütün göğse yayılabilir; solunum kaslarının zorlanmasıyla solunum sıklaşır ve öksürük inatçı bir hal alır.
Bronş iltihabının en önemli belirtisi olan öksürük bronşlardaki savunma mekanizmasının bir göstergesidir. Olağan koşullarda da, bronş duvarlarım uyaran herhangi bir etkene karşı şiddetli bir öksürük yanıtı görülebilir ve uyarıcı etken dışarı atılmaya çalışılır. Ama bronşitte bronş mukozası iltihaplanarak örselenmiştir. Bu durumda bronş duvarındaki mukus salgısı büyük ölçüde artar, damarlarda toplanan aşırı miktardaki kanın sıvı bölümü bronş boşluğuna sızar, eksüda denen bu sızıntının artması bronşları yabancı madde etkisi yaparak uyarır.
Hastalığın en önemli ikinci belirtisi olan balgam çıkarma, damar dışına sıvı sızması ve mukus salgısının artmasının sonucudur. Başlangıçta az çıkarılan ve koyu kıvamlı olan balgam, hastalık ilerledikçe daha akışkan ve boldur. Bazen günde yarım litre, daha seyrek olarak da bir litre kadar balgam çıkarılabilir.


HASTALIĞIN SEYRİ
Akut bronşit genellikle tehlikeli bir gelişme göstermez. Hasta iki hafta içinde iyileşebilir. Kalp hastalığı olanlarda, çok küçük çocuklarda ve yaşlılarda hastalık daha uzun sürebilir.
Virüslerin etken olduğu bir enfeksiyonun bronşlarda doku yıkımına yol açması, buralarda bakterilerin de üremesini kolaylaştırır. Bu durumda hastalığın gidişi daha kötüdür. Bakteri enfeksiyonlarının eklendiği bronşitlerin en kötü sonucu grip sonrası gelişen zarürreedir.


HASTALIĞIN TEDAVİSİ
Akut bronşitin etkeni genellikle virüstür ve bu durumda antibiyotik tedavisi-nin yaran yoktur. Ama virüs enfeksi-yonuna bakteri enfeksiyonu eklenirse antibiyotik kullanmak gerekir. Bu nedenle virüslerin etken olduğu düşünülse bile. akut bronşitli hastalara olası bakteri enfeksiyonuna karşı antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ayrıca bronş salgılannın akışkanlığım artıran balgam yumuşatıcı (mukolitik) ilaçlar verilerek balgamın atılması sağlanmalıdır. Ateş yükseldiğinde yaygın biçimde kullanılan diğer düşürücülere başvurulur.
Daha önce bahsedildiği gibi öksürük aşırı miktarda artan bronş salgısının temizlenmesi için gerekli bir savunma mekanizması oluşturur.Öksürük ilaçları ancak çok gerektiğinde kullanılmalıdır.


http://hastarehberi.com/

15 Nisan 2009 Çarşamba

KANSERDEN KORUNMAK İÇİN....2

11. CEP TELEFONUNUZU GECE UYURKEN YATTIGINIZ ODADA BULUNDURMAYIN

12. HAFTADA 4 KEZ BALIK YE VE BALIK ÇORBASI İÇ BALIĞIN KILÇIĞI KANSER ÖNLEYİCİDİ R. MÜMKÜNSE BALIĞI KILÇIĞI İLE YE1

3. ZERDAÇAL (KÖRİ) Yİ BOL BOL KULLAN SALATALARINA EK, ÇORBANA KÖFTENE KOY VS

14. GÜNDE İKİ BARDAK DOMATES SUYU İÇ

15. KEPEK EKMEĞİ VE EKMEĞİN KABUĞUNU YE BELEDİYE EKMEĞİ GENÇLER İÇİN İYİ

16. TUZ KULANMAK İSTİYORSAN KAYA TUZU KULLAN

17. ZEYTİNYAĞI FAYDALI SABAH KAHVALTISINDA BİR ÇORBA KAŞIĞI ZEYTİNYAĞININ İÇİNE KEKİK, NANE, KÖRİ, KOYUP YE

18. ESMER PİRİNÇ TÜKET

19. ZEYTİN ÇOK YARARLI BOL BOL TÜKET

20. YAĞSIZ PEYNİR VE KEÇİ PEYNİRİ YE

13 Nisan 2009 Pazartesi

KALS IYUM ORANLARI,kemikleriniz gelissin:))

KURU BAKLİYAT TÜRLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindekikalsiyum-miligram olarak)
Bakla: 77
Barbunya: 128
Fasulye: 86
Nohut: 134
Mercimek: 68Bezelye: 64
Badem içi: 254
Yer Fıstığı: 66
Soya Fasulyesi: 226
Kestane: 30
Fındık: 209
Yeşil fıstık: 140
Ceviz içi: 84
Susam: 1200
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindekikalsiyum-miligram olarak)
İnek sütü: 120
Yoğurt: 120
Çökelek: 505
Kaşar peyniri: 700
Beyaz peynir (yağlı): 162Beyaz peynir(yağsız) : 96
Süt tozu: 950
Krema: 99
TAHIL VE TAHIL ÜRÜNLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindekikalsiyum-miligram olarak)
Mısır: 9
Pirinç: 14
Arpa: 50
Bulgur: 40
Ekmek: 20
Makarna: 16
Tarhana: 78
Bisküvi: 217
ET TÜRLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindeki kalsiyum-miligramolarak)
Sığır eti: 8
Koyun eti: 7
Tavuk eti: 15
Karaciğer: 10
Sosis (2-3 Adet): 7
Salam (4-5 Dilim): 7
Balık eti: 50
Yumurta (1 Adet):25
SEBZE TÜRLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindeki kalsiyum-miligramolarak)
Bakla: 48
Bamya: 78
Bezelye: 25
Enginar: 50
Domates: 7
Yeşil biber: 12
Taze fasulye: 55
Lahana: 43
Havuç: 35
Hıyar: 16
Karnıbahar: 38
Kabak:19
Patlıcan: 23
Marul: 79
Patates: 12
Pırasa: 56
Soğan: 34
Pancar: 20Ispanak: 80
Asma yaprağı (sarma yapmakta kullanılır): 392
Semizotu:. 79
MEYVE TÜRLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindeki kalsiyum-miligramolarak)
Elma: 6
Kayısı: 30
Muz: 10
İncir: 54
Üzüm: 15
Kiraz: 30
Ayva: 6
Erik: 10
Kavun: 15
Karpuz: 6
Şeftali: 6
Armut: 6
Nar: 10Ç
ilek: 29
Portakal: 34 (özellikle suyu sıkılarak içildiğinde... )
Mandalina: 30 (özellikle suyu sıkılarak içildiğinde... )
Limon: 41
DİĞER BAZI GIDALARIN KALSİYUM İÇERİKLERİ
(100 gram içindekikalsiyum-miligram olarak)
Tahin helva: 91
Bal: 15
Pekmez: 400
Tereyağı: 19
Siyah zeytin: 77
Yeşil zeytin: 90

20 Mart 2009 Cuma

Cep telefonları klozet kapakları kadar mikrop saçıyor

Sürekli elle temas edilen cep telefonlarının temizlenmediği takdirde hastalık bulaştıracağını belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hastalıklardan korunmak için cep telefonları her gün dezenfekte edilmelidir” diyor. Gündelik hayatımızda sürekli kullanılan cep telefonları yararının yanı sıra hastalık da saçabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu, sürekli elde tutulan cep telefonlarının eldeki bakterileri topladığına dikkat çekerek “Telefon üzerinde üreyen bakteriler ağza, buruna giriyor o bölgelerde enfeksiyona neden olabiliyor” diyor. Dr. Sönmezoğlu, cep telefonlarının mikroorganizmaların tutunarak üreyebildikleri iyi bir yüzey olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Cep telefonları tıpkı klozet kapakları, kapı kolları gibi mikroorganizma yuvalarıdır. Günlük hayatımızda elimizi dokundurduğumuz pek çok yerden aldığımız mikroorganizmalar ellerimiz aracılığıyla cep telefonlarına geçiyor. Cep telefonları da belirli bir ısı yayıp, sıcak oldukları için mikroorganizmaların rahatça üremelerine olanak verir. Bunlar da özellikle mukoza olan, hassas yerlerde enfeksiyon yayılmasına neden oluyor. Diğer bir deyişle cep telefonları mikropları ağza buruna iten iyi bir yüzeydir. Özellikle açık bir yara veya sivilce varsa orayı enfekte eder. Hatta bu konuda yapılan bir araştırmanın sonuçları oldukça çarpıcı olarak bu gerçeği ortaya koyuyor. Bu çalışmada; 266 tıp personeli ve öğrencileri arasında bir araştırma yapılmış. Bu topluluğun yüzde 98’i cep telefonu kullanıyor ve sadece yüzde 3’ünün telefonu kullandıktan sonra temizlediği belirtilmiş. Yüzde 53 gibi bir oran ise telefonlarını hiç temizlemiyor. Telefonlar üzerinde yapılan incelemelerde ise 101 tane telefonda mikroorganizmalara rastlanmış ve bunun yüzde 45’inin de zararlı bakteriler olduğu belirlenmiş.”

14 Mart 2009 Cumartesi

--MELATONİN--

Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur.
Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak, Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon.
Hormon diğer aktioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karsı koruma sağlıyor, üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk, isteksizlik gibi durumların nedenlerini de oluşturabiliyor.
Su anda bu hormon yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon. İşin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar üzerindeki tesiridir. Avrupa da lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir husus da çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları.
Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak, bu hormon ışığa duyarlı.Deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tespit edilmiş bilimsel bir gerçek.
Lütfen karanlıkta yatın ve Çocuklarınız uyurken ışığı kapatın ...
Unutmayın körlerde kanser olma oranı yoka yakındır.

7 Mart 2009 Cumartesi

KIZAMIK

Kızamık, bir tür virüsün neden olduğu döküntülü bir hastalıktır. Önce basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar, ardından yüz ve enseden başlayan, gövdeye de yayılan kırmızı renkte döküntü ortaya çıkar.
Henüz aşı olmamış ve anneden geçen korumanın azaldığı bebekler, okul öncesi dönemdeki çocuklar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler, 2 doz kızamık aşısı yapılmamış kişiler hastalığa yakalanma için yüksek riskli gruplardır.
Mikropla temastan sonra kuluçka dönemi 10-12 gündür. Önce; ateş, halsizlik, iştahsızlık, gözlerde sulanma ve kızarma, öksürük ve burun akıntısı başlar. 2-3 gün içinde, yanak içlerinde beyaz benekler, bundan 2 gün sonra da yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen kırmızı döküntü ortaya çıkar.
Kızamık geçiren hastalarda, özellikle iyi beslenmemiş çocuklarda bronşit, zatürre, ishal, orta kulak enfeksiyonu, konjonktivit, körlük gibi komplikasyonlar görülebilir. Yıllar sonra ortaya çıkabilen nadir bir komplikasyon da, merkezi sinir sistemini dejenere eden ölümcül bir tablo olan SSPE ( Subakut Sklerozan Pan Ensefalit ) denilen bir hastalıktır.
Kızamık çok bulaşıcıdır. Hasta kişiyle solunum teması, öpüşme, aynı kaptan yeme gibi yollarla virüs alınır. Hastalığın en bulaşıcı olduğu dönem, ateş başlamadan öncesiyle döküntü çıktıktan 4 gün sonrasına kadarki dönemdir. Hasta çocuk, bu dönemde izole edilmeli, döküntü başladıktan sonra en az 5 gün okula gitmemelidir.
Viral bir hastalık olduğu için, etkene yönelik tedavi yoktur. Ancak; yatak istirahati, bol sıvı alımı, öksürük için soğuk buhar yardımcı olacaktır. Doktorun önerdiği ateş düşürücü ve vitamin takviyesi kullanılabilir. Hastalık yaklaşık 1 hafta sürecek, ömür boyu bağışıklık sağlayacaktır.
Kızamık aşıyla önlenebilen bir hastalıktır. Ancak ilk yaş içinde ( genellikle 9 ay dolunca ) yapılan tek doz aşının yeterli olmadığı, en az 2 doz aşı gerektiği unutulmamalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde, halen tüm çocuklara aşılanması sağlanamamakta ve 5 yaş altı çocuk ölümlerinde en sık sorumlu olan enfeksiyon etkeni olarak kızamık karşımıza çıkmaktadır. Hedefimiz, aşısı olan bir hastalık yüzünden çocuklarımızın sıkıntı çekmemesi, ölümcül olabilen komplikasyonlarla karşılaşmamalarıdır.

1 Mart 2009 Pazar

KANSERDEN KORUNMAK İÇİN....1

1. GÜNDE EN AZ 6-7 SAAT KARANLIK ODADA UYUMAK GEREKİR.
2. HAFTADA EN AZ 6 GÜN ERKEN YAT ERKEN KALK
3. ELEKTRONİK ARAÇLARDAN UZAK DUR KULANMADIĞINIZ ZAMAN AÇIK VE YANINIZDA TUTMAYINIZ.
4. BİLGİSAYARINI AÇIK TUTMA
5. TELEFONDA KISA KONUŞ
6. CEP TELEFONU İLE KONUŞMAN 30 SANİYEYİ GEÇMESİN
7. ŞAMPUANLAR VE DUŞ JELLERİ KANSEROJEN. VÜCUDUNUZU SABUNLA TEMİZLEYİN VE BOL BOL DURULANIN
8. ZAMAN ZAMAN YALIN AYAK TOPRAKTA YÜRÜYÜN
9. GİYDİĞİNİZ TERLİĞİN LASTİK- PLASTİK OLMAMASINA DİKKAT EDİN
10. GECE UYURKEN ODADAKİ TELEVİZYONU BİLGİSAYARI VS FİŞTEN ÇEKİN VEYA ANA DÜĞMESİNDEN KAPATIN

20 Şubat 2009 Cuma

SU ÇİÇEĞİ


yeni doğan dönemi dahil olmak üzere her yaşta görülebilen yaygın, çok bulaşıcı, viral bir hastalıktır. Etken herpes virüs ailesinden varisellazoster virüsü adlı bir virüstür.En sık okul öncesi yaşlarda görülür. Hastalığın en fazla görüldüğü yaşlar 5 yaş civarıdır. Buna rağmen ileri yaşlarda da görülmesi sözkonusudur. Kuluçka dönemi 10 – 21 gündür. Ancak hastalık genellikle temastan 14-16 gün sonra başlar. Hassas olan hemen bütün çocuklarda döküntü yapar. Bu döküntülerin sayısı değişik olabilir. Döküntülerin çıkmasından 24 ila 48 saat önce ateş, halsizlik, iştahsızlık, başağrısı ve bazen karın ağrısı görülür.Ateş orta derecede yüksektir ki bu yükseklik vakaların üçte birinde görülür. Bu belirtiler ilk döküntünün görülmesinden sonra 2 ila 4 gün daha devam edebilir. Döküntü önce topluiğne başı gibi, kırmızı lekeler halindedir.Bunların çoğu birkaç saat içinde papül dediğimiz kabarık, kırmızı görüntüyü veya vezikül şeklini alır, yani içi sıvı ile dolar ve vücuda dağılır.Yayılma önce yüz ve saçların arasından başlar, sonra aynı gün sırt, göğüs, karın, kol ve bacaklara doğru yayılır; yani merkezden etrafa doğru sentripedal denilen bir dağılma şekli vardır. Veziküller, yani içi sıvı dolu su çiçeği döküntüleri, ince duvarlı şeffaf olup yuvarlak veya oval şekildedir; kendiliğinden kolayca açılabilir ve içlerinden berrak bir sıvı akar. Eğer bu sıvı akmaz da vezikül kendi halinde kalırsa ortasında göbeklenme görülür. İlk döküntüleri izleyen günlerde hafif ateş yükselmesi görülebilir ve sonra başka döküntüler de çıkar. Döküntülerin bir kısmının üzeri giderek kurur ve esmer bir kabukla örtülür. Su çiçeği döküntülerinin bir özelliği vardır; döküntülerin herbiri ayrı bir yaştadır. Bu nedenle yeni döküntü çıkarken diğer döküntü göbeklenir veya öteki döküntü kabuklanır; dolayısıyla değişik bir tablo ortaya çıkar, bu tabloya yıldız haritası denir. Su çiçeği döküntüleri boğaz, yanak, dudak, dişeti, dil, damak, gırtlak ve genital organlarda bile çıkabilir. Ses telleri kenarında olursa su çiçeği krupu adını alır. Döküntülerin devamı ortalama 6 gün kadardır. Kabuklar iki haftada düşer. Bu döküntüler genelde kaşıntılıdır.Hastalıkta ortalama döküntü sayısı 300 kadardır. Bu sayı 10 ila 1500 arasında değişebilir. Büyük yaş gruplarında, döküntü sayısı daha fazla olur, yeni döküntülerin ortaya çıktığı süreç daha uzun bir süreçtir ve yaş ilerledikçe hastalık daha ağır seyretme meylindedir. Egzamalı çocuklarda veya yakın zamanda güneşte yanmış çocuklarda döküntülerin daha yaygın olarak görüldüğü bilinmektedir. Kabuklar döküldükten sonra o bölge derisinde renk açılması veya kahverengileşme (hiperpigmentasyon) görülebilir. Bu geçici bir durumdur; bir kaç gün veya hafta sonra deri normal rengini alır. Eğer döküntünün içindeki sıvıda mikrop çoğalırsa veya çocuk kaşır da bu şekilde döküntü enfekte olursa o zaman su çiçeği ile ilgili ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir.


biz geçen sene temmuz ayında çıkarttık tam tatil sırasında çok problemli geçmedi allahtan.Yiğitin en çok kol ve bacaklarında dküntü oldu tabi biz su çiçeği olduğunu anlayana kadar girdiği havuzun klorlu suyuda döküntülerimizi çok kötü hale getirdi ama 2 hafta içinde kabuklandı ve döküldüler hiç izde kalmadı o yüzden çok mutluyum

19 Şubat 2009 Perşembe

MAYDONOZUN FAYDALARI

Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten ) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi gelir. Ayrıca potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden de zengindir. Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. İnce bağırsaktaki peristaltik hareketleri arttırır. Bir tutam maydanoz günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar.* Kanı temizler, kansızlığa, mesane iltihaplanmasına, kum, böbrek taşı ile tansiyona, şişmanlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına, damar sertliğine etkilidir. Maydanoz suyuna bal ve limon ilave edilerek günde 1-2 bardak içilir. Böbrek rahatsızlıklarında; 4 bardak suya 1 demet maydanoz yıkanır konur, 5 dakika kaynatılır, süzülür. Günde 3 kere 1'er çay bardağı içilir.* Tohumları idrar ve safra söktürücü, adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri vardır. Maydanoz, aybaşı sancılarını keser, adetleri düzenler, ağrıları giderir, akıntıları keser. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Gazın dışarı atılmasını sağlar.* Grip ve nezleyi geçirir, balgam söktürür, terletir, ateş düşürür. Kan şekerini normal seviyede tutar, kansere karşı koruyucudur, vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, romatizma hastalığına ve sarılığa iyi gelir.* Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir demet maydanoz rahat uyumayı sağlar. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.* Anne sütünü azaltır. Emzikli kadınların süt kanalı tıkanmalarında maydanoz lapası uygulanır. Yara, kesik ve morartıları iyileştirir. Kulak ve diş ağrısına iyi gelir.* Afrodizyaktır* Sivilceli, lekeli, pürüzlü ve kırışık ciltlerde parlaklılık ve pürüzsüzlük verir. 2 bardak kaynatılmış suda, 1 demet yıkanmış maydanoz sapları ile beraber üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dk. Kaynatılır.20 dk. Demlenmeye bırakılır süzülür. Böylece etkili cilt losyonu ve lapası elde edilir.Temiz cilde lapası sürülüp 20 dk bekletilir, sonra süzülen maydanoz suyu ile cildi yıkanır. Her gün günde birkaç kez uygulanır.* Saçları besler, parlatır, dökülmeyi yavaşlatır. Saçlar maydanoz suyu ile yıkanır.* Arı ve haşarat sokmalarında sokulan yere sürülürse ağrıyı giderir.KULLANILIŞI: Birkaç taze yaprak, bir litre suda kaynatılarak günde iki fincan içilir. Kuru yapraklardan elde edilen toz, günde iki tutam içilebilir. Kompres ve gözler için losyon ve şampuanı yapılır. Astım, menopoz, ağrılı adet görme ve öksürük için yukarıdaki kaynamaya birkaç kök ve yarım avuç tohum atılarak el ayak banyoları yapılır. Lapası kıyılmış yapraklardan yapılır.* Şeker hastalığında: 3 demet maydanoz ezilir, 6 bardak suya konulur, üstü kapatılır, 30 dakika demlemeye bırakılır, sonra süzülür, üzerine 1,5 su bardağı taze sıkılmış limon suyu ilave edilir. Her gün sabahları aç karnına 1 bardak içilir.UYARI: Maydanoz suyu 60 gr'dan fazla ve tek başına içilmemeli. Havuç-elma suyuyla içilebilir. Böbrek iltihabı olanlar yememelidir.

17 Şubat 2009 Salı

kansızlık için ıspanak kürü

Latince adı, anemi olan, ama halk dilinde kansızlık olarak bilinen bu hastalık, son derece ciddi bir rahatsızlıktır ve derhal tedavi edilmesi gerekir. Doktorunuzun tavsiyeri yanısıra, bedeninize zarar vermeyecek bitkisel yollara başvurabilirsiniz. Bu bitkilerden birisi de ıspanak. Temel Reis'in meşur güç kaynağı ıspanak, kansızlık için mükemmel bir çözüm. Dr Erkan Topuz'un Önerisi ;
ANEMİ İÇİN ERKAN TOPUZ DAN SEBZE SUYUProf. dr. erkan topuzun anemi ( kansızlık) hastaları için önerdiği sebze suyunun tarifi:MALZEMELER : *ıspanak *turp *havuç *maydonozYAPILIŞI : Bu dört sebzeyi, ayıklayıp iyice yıkandıktan sonra katı meyve sıkacağından geçirin ve elde edeceğiniz sebze suyunu için. bu karışım anemi rahatsızlığınıza çok iyi gelecektir.Şimdide diğer önerilerine bakalım.* Zayıflamak için diyet yapanlar ayda 1- 1,5 kilodan fazla vermeyin .çünkü hızlı kilo verme kansere en büyük davetiyedir* Çiğ sebze meyve , balık tüketin* Beyaz undan, yağdan, beyaz şekerden, ve tuzdan uzak durmaya özen gösterin. Kaya tuzu tüketmek en sağlıklısı.* Balık tüketme alışkanlığı kazanın ve çocuklarınızı da balık yemeye teşvik ediniz. Mam dip balıklarından uzak durmaya özen gösterin.
Powered By Blogger